
Migrants Assembly final declaration - European Social Forum 1-4th July 2010, Istanbul
We, the people and activist groups participating in the workshops, seminars and actions organized by the Migrant Network call on fighting for the freedom of movement and the right to stay. We call on movements, organizations, individuals all over Europe in order to struggle against the murderous European border regime in which Frontex is the driving force and for the closure of all detention centers.
We call on movements, organizations individuals all over Europe to support the struggles of workers focusing on the ones without papers and rights and to fight against the racism and the precarization and exploitation of migrants, increased in the context of the global economic crisis.
We support all the campaigns, initiatives and struggles and we call on people here on continuing and strengthening networking and proceed in common transnational struggles.
Calendar
- Greece Swarming No border actions 27/8 – 11/9
In continuity with Lesvos NoBorder camp, actions will take place in support of the migrants and against European border regime in Samos and Lesvos islands.
- 18th of September in Paris mobilization against the new law about migration
- Bruxelles No border camp 24/9 – 3/10.
- 5-6 of October in Oujda/Melilla, Moroco, International Conference and an action for the 5th anniversary of the storm and the killings of migrants at the fences to EU.
- Jan – feb 2011 Caravan from Bamako in Mali to Dakar (World Social Forum).
- 1st of March, day without us, day of translational action to protest against the exploitation of workers without papers.
Campaigns
- Frontexplode: campaign against the European border agency Frontex.
- Campaign against Dublin II - Welcome to EU network, for information and support to refugees and migrants on their way to Europe.
Proposals
No border camp migrant Labour focusing deeper on people moving and being exploited. There are experiences of workers without documents in France striking for months and also in different countries there are more and more struggles selforganized by migrants
Crossover with Education
Network of people working in Educational Spaces in order to elaborate projects, exchange ideas and work, resist to narrowing contents in school and the attack to public schools in order to build elitarian racist situation A mailing list is going to start and a first draft for an international call will be made
Crossover with Antirepression
Network to campaign against detention centre and the state control which is getting more and more information under the hypocrite idea of security all over Europe
Crossover with Climate Change
Climate change is determining a new category of refugees migrants. We continue saying that Freedom to move and right to stay are important. Agriculture and big projects like dams are changing the situations and force people to move as well as political, social and economical reasons
Göçmenlik Sempozyumu Nihai Bildirgesi
Avrupa Sosyal Forumu 1-4 Temmuz 2010, İstanbul
Migrant Network tarafından organize edilen çalıştaylar, seminerler ve eylemlerde yer alan kişi ve aktivist gruplar olarak bizler; taşınma özgürlüğü ve yerleşme hakkı için çaba sarfetme çağrısı yapıyoruz. Avrupa’nın her kesiminden kişileri, kurumları ve bu tür hakları savunan hareketleri; Frontex'in baskın güç olduğu ölüm saçan Avrupa Sınır rejimine karşı, gözaltı merkezlerinin kapatılması için mücadele etmeye çağırıyoruz.
Avrupa’nın hangi kesiminden olursa olsun tüm hareket, kurum ve kişileri; özellikle evrakı bulunmayan işçiler olmak üzere tüm işçilerin hakları için mücadele etmeye; göçmenlerin maruz kaldığı, küresel ekonomik kriz ile paralel biçimde yükselen ırkçılık, yoksulluk ve istismar niteliğindeki yaklaşımlara karşı savaşmaya çağırıyoruz.
Tüm kampanyalar, girişimler ve çabaları destekleyen bizler; birlikteliğimizi güçlendirerek yolumuza devam etmek ve genel, dönüşümsel bir çaba için omuz omuza vermek istiyor, insanlardan bize katılmalarını bekliyoruz.
Takvim
- Yunanistan - Sınırların olmadığı bir dünya eylemleri 27/8 – 11/9
Lesvos NoBorder kampını takiben eylemler göçmenlerin desteği ile Samos ve Lesvos adalarındaki Avrupa Sınır rejimine karşı olarak gerçekleştirilecektir.
- 18 Eylül, Paris - Yeni göçmenlik yasasına karşı tepki yürüyüşü
- Brüksel NoBorder kampı 24/9 – 3/10.
- 5-6 Ekim, Oujda/Melilla, Fas – AB sınırındaki tel örgülerde ölen göçmenlerin öldürülmesi ve o gün yaşanan fırtınanın 5inci yıldönümü için Uluslararası Konferans ve eylem.
- Ocak – Şubat 2011 – Mali’nin Bamako kentinden Dakar’a Karavan seyahati (Dünya Sosyal Forumu)
- 1 Mart “Yokluğumuzun Günü", evrakları olmayan işçilerin istismar edilmesini protesto etmek için dönüşümsel eylem günü
Kampanyalar
- Frontexplode: Avrupa sınır ajansı Frontex’e karşı yürütülen kampanya.
- Dublin II’ye karşı kampanya – AB ağına hoşgeldiniz, bilgi edinmek; göçmen ve mültecileri Avrupa’ya doğru çıktıkları yolda desteklemek için.
Teklifler
NoBorder kampı; sürekli taşınmak zorunda kalan ve istismar edilen insanlara daha da yoğunlaşarak; göçmen işgücüne dikkat çekmektedir. Fransa'da aylardır grev yapmakta olan evraksız işçiler bu konuda yoğun deneyime sahiptir. Diğer bir çok ülkede de, göçmenlerin kendi organize ettikleri direnişler her geçen gün artmaktadır.
Eğitim ile Geçiş
Eğitim ile ilgili Alanlarda çalışan insan grupları; projelerde yer almak, fikir ve işlerini birbirleri ile paylaşmak, okulda sunulan içeriğin kapsamının daraltılmasına ve elitist, ırkçı bir sistem oturtmak için devlet okullarına saldırılmasına karşı direnmektedirler. Bir posta listesi başlatılarak; ilk uluslararası çağrı yapılacaktır.
Baskının Hafifletilmesi ile Geçiş
Gözaltı merkezlerine; ve Avrupa'nın her yerinde iki-yüzlü bir güvenlik anlayışı ile her geçen gün daha da fazla talep eden devlet kontrolüne karşı yürütülen kampanya için birlikteliğin sağlanması.
İklim Değişikliği ile Geçiş
İklim değişikliği yeni bir mülteci göçmen kategorisi oluşturmaktadır. Biz halen hareket etme ve yerleşme özgürlüğünün önemini savunmaktayız. Barajlar gibi büyük projeler ve tarım; diğer politik, sosyal ve ekonomik nedenler ile birlikte yaşam koşullarını etkilemekte ve insanları taşınmaya zorlamaktadır.

MIGRATION NETWORK at EUROPEAN SOCIAL FORUM / İSTANBUL 2010
GÖÇ AĞI avrupa sosyal forumu / İSTANBUL 2010’ da
http://www.noborder.org http://w2eu.net
http://www.gocmendayanisma.org http://hudutsuzdunya.blogspot.com
Contact/İletişim: This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
(0090) 531 8191655
(0049) 172 6688454
|
|
01.07. Thursday/Perşembe |
02.07. Friday/Cuma |
03.07. Saturday/Cumatesi |
|
9:30 – 12:00 |
Repression against Migrants, detention camps and migration control mechanisms
Göçe yönelik baskılar, toplama kampları ve göç kontrol mekanizmaları
Y 002
Economic, social and cultural rights of people on the move (Amnesty International Turkey)
Göçmenlerin ekonomik sosyal ve kültürel hakları (Af Örgütü Türkiye) İşletme D 301
|
Frontex I, Dublin II, Schengen III ....Protests and daily resistance against the EU-borderregime
Frontex I, Dublin II, Schengen III ... AB-sınır rejimine karşı protestolar ve günlük direnişiler
Makine M 016
|
Learning to be together: constructing alternative knowledge and challenging the educational status quo on the issues of migrants, asylum seekers and refugees.
Birlikte olmayı öğrenmek: alternatif bilgi yaratmak ve göçmenler, sığımacılar ve mülteciler iligili konular hakkında eğitim status quo’ya itiraz etmek.
Yabancı Diller Y 015
|
|
- lunch - |
- lunch - |
- lunch - |
- lunch - |
|
14:00 – 17:00 |
Forced Migration and Refugee(zation)
Zorla Göçertme ve Göçmenleştirme
Yabancı Diller Y 005
Migrant Labour on Struggle
Göçmen emeğinin müdacelesi üzerine
Yabancı Diller Y 009
|
Freedom of Movement and Climate Justice. Two demands in the perspective of global social rights
Dolaşma özgürlüğü ve adil çevre. Global sosyal haklar açısından iki talep
Makine M017
|
ASSEMBLY |
|
17:30 – 20:30 |
|
DEMONSTRATION AT KUMKAPI
KUMKAPI EYLEMİ
Start: 19:00
|
|
All workshops will take place in English and Turkish Language at İstanbul Technical University – Maçka (Yabancı Diller/İsletme) and Gümüşsuyu (Makina) Campus.
Tüm workshoplar İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Maçka (Yabancı Diller/İsletme) ve Gümüşsuyu (Makina) Kampüslerinde Türkçe ve İngilizce düzenlenecek.
|
Crossover I. Repression against Migrants, detention camps and migration control mechanisms Speakers: Karl Kopp, pro asyl, Germany Alkisti Mavraki, Network for the Social Support of Migrants and Refugees, Greece Hande Sogancilar, Migrant Solidarity Network, Istanbul Matthias Monroy, gipfelsoli, Germany
Time: Thursday 9:30 – 12:00 Place: Yabancı Diller Y 002 |
Crossover I. Göçe yönelik baskılar, toplama kampları ve göç kontrol mekanizmaları Konuşmacılar: Karl Kopp, pro asyl, Almanya Alkisti Mavraki, Network for the Social Support of Migrants and Refugees, Yunanıstan Hande Sogancilar, Göçmen Dayanışma Ağı, İstanbul, Türkiye Matthias Monroy, gipfelsoli, Almanya
Zaman: Persembe 9:30 – 12:00 Yer: Yabancı Diller Y 002 |
|
|
|
|
Migrant Labour on Struggle
|
Göçmen emeğinin müdacelesi üzerine
Almeria/İspanya: Göçmen tarım işçiler için sosyal merkezler (Nicholas Bell, European Civic Forum, Fransa) Yer: Yabancı Diller Y 009 |
|
|
|
|
Frontex I, Dublin II, Schengen III ....Protests and daily resistance against the EU-borderregime Aim: the idea is, not only to complain and to accuse the eu-borderregime, but to present concrete steps and efforts of resistance.
Place: Makine M 016 |
Frontex I, Dublin II, Schengen III ... AB sınır rejimine karşı protestolar ve günlük direnişler Amaç: AB sınır rejimini sadece suçlamak ve sikayet etmek değil, somut adımları ve direniş çabalarını göstermek
Yer: Makine M 016 |
|
|
|
|
Crossover II. Freedom of Movement and Climate Justice. Two demands in the perspective of global social rights Place: Makine M17 |
Crossover II. Dolaşma özgürlüğü ve adil cevre. global sosyal haklar açısından iki talep
Çevre mağduru mültecileri kavramının boyutları (Hagen Kopp, no one is illegal, Hanau/Germany) Moderatör: Judith Dellheim, İklim Ağı Yer: Makine M17 |
|
|
|
|
Crossover III. Learning to be together: constructing alternative knowledge and challenging the educational status quo on the issues of migrants, asylum seekers and refugees. Building on the 1st of March experience
aims: Moderation: Mariangela Casalucci, Bellaciao Europa Time: Saturday 9:30 – 12:00 Place: Yabancı Diller Y 015 |
Crossover III. Birlikte olmayı öğrenmek: alternatif bilgi yaratmak ve göçmenler, sığımacılar ve mülteciler iligili konular hakkında eğitim status quo’ya itiraz etmek. 1 mart’taki deneyimden yararlanmak
Amaçlar:
Moderatör: Mariangela Casalucci, Bellaciao Europa Zaman: Cumatesi 9:30 -12:00 Yer: Yabancı Diller Y 015 |
|
|
|
|
Multimedia Space of Migration Network |
Göç Ağı Multimedya Alanı Göç iligili sergiler, video-enstalasyonlar ve filmler için esf boyunca devamlı bir alan |

GİRİŞ
Yolda bir araç durdu, araçtan inen sivil polisler M.O. ve Okey'i gözaltına alıp Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü'ne götürdü. M.O.'nun iddiasına göre Okey, beşinci kata çıkarılırken, kendisi birinci katta tutuldu. M.O., bir süre sonra çığlıklar duydu. Sonra bir el silah sesi işitildi. Yanına gelen polis, M.O.'ya "Arkadaşın öldü" dedi. (30 Ağustos 2007 - RADİKAL)
GELİŞME
Festus Okey'in 20 Ağustos 2007'de saat 17.47'de Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği'ne girip, 18.07'de yaralı vaziyette çıktığına dair kamera görüntüleri mevcut. Demek ki Okey bu saatler arasında vuruldu. Belgelere göre olay savcılığa 21.10'da haber verilmiş. Yani polisin, olayı tam üç saat boyunca savcılıktan sakladığı anlaşılıyor.
Soruşturmalarda tayin edici bir rolü bulunan olay tutanağı, 21.08. 2007 tarihinde saat 01.10'da düzenlenmiş. Tutanağı düzenleyense Okey'in ölümüne neden olan ekipten başkası değil.
Okey'i vuran Yıldız'ın el svapları alınmış ve hazırlanan rapora göre barut izi bulunamamış. Bu durum sadece polis memurunun elini yıkaması halinde mümkün.
Festus Okey'in vurulduğu sırada giydiği gömlek, gerek karakol giriş-çıkış gerekse de hastane giriş sırasındaki kamera görüntülerinde mevcut olmasına karşın, delillerin arasında bu gömlek yok.
Tanık olarak ifadesi alınan bir polis olayı görmediğini, kamerada izlediğini ifade etmiş. Ancak kamera kaydı bulunmuyor. Emniyet, bilgisayarın kaydetme özelliğinin bulunmadığını söylüyor. Fakat bilgisayarda karakola giriş çıkış görüntülerinin bulunduğu açıklandı. (26 Kasım 2007 – RADİKAL)
SONUÇ
"...1982 doğumlu Peter oğlu Festus Okey'in cenazesi tabutlanmış ve müherlenmiş olup Nijerya ili Legos ilçesine naklinde sakınca yoktur."
Okey polis silahıyla öleli iki yıldan fazla oldu. Mahkeme hâlâ Nijerya'dan kimlik bilgisi bekliyor. Gelecek duruşma 29 Haziran'da. (2 Nisan 2010 - BİANET)
29 Haziran Salı günü saat 9:30’da biz Beyoğlu Adliyesi’nde olacağız; ya siz?
Gocmen Dayanisma Agi / Migrant Solidarity Network
http://www.facebook.com/group.php?gid=116530175039689
http://www.gocmendayanisma.org/
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Birleşmiş Milletler, 2000 yılında 20 Haziran'ı Dünya Mülteciler Günü ilan etti. Ama bu ne küresel güçlerin göç etme hakkını bir güvenlik sorunu olarak görmesini değiştirdi, ne de yurtlarından gitmek zorunda kalan insanların önündeki sınırları kaldırdı. Mülteciler gittikleri her ülkede büyük dramlar yaşadı. Türkiye'nin bu konudaki durumu ise içler acısı.
İkiyüzlülüğün tecellisi: Dünya Mülteciler Günü
Birleşmiş Milletler, 2000 yılında 20 Haziran tarihini Dünya Mülteciler Günü olarak belirledi. Ama bu tek günlük anma, ne küresel güçlerin göç etme hakkını bir güvenlik sorunu olarak görmesini değiştirdi, ne de yurtlarından gitmek zorunda kalan insanların önündeki sınırları kaldırdı
Dünya üzerinde insanların göç etme hakkı, veya diğer bir deyişle bir ülkenin sınırlarından kimlerin girip çıkabileceği, kimlere oturma ve çalışma izni tanınacağı, ve kimlere vatandaşlık hakkı verileceği gibi kararlar, sadece son yüzyıldır ulus devletlerin tekelinde bulunuyor. Ve tarihsel olarak devletler ulusal bütünlüğü temsil ettiği öne sürülen din, etnisite, ırk, dil ve benzeri özellikleri taşıyan göçmenleri sınırları içine kabul etmek konusunda ayrıcalık göstermişlerdir. Türkiye'de, cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan bugüne yasal anlamda 'göçmen' tabirinin 'Türk soylu' olma kriteri taşıması da bunun aslında en belirgin örneklerinden birini oluşturuyor.
Son 20 yıldır iletişim ve ulaşım alanındaki muazzam değişim sonrası gelişen küreselleşme ile birlikte, sınırlar arasında insan, mal ve kültürel pratikler arasındaki akış da bir o kadar artış gösterdi. Savaş, kültür, din veya ırk yüzünden baskı altında kalma ve iklim değişikliği gibi faktörlerle de hızlanan göç, dünyanın dezavantajlı ülkelerinden gelen insanlara karşı, daha müreffeh ülkelerde sıkı tedbirlerle önlenmeye çalışan bir 'ulusal güvenlik sorunu' olarak algılanır oldu. Ülke refahını, ulusal bütünlüğü, toplumsal huzuru tehdit ettiği gibi iddialarla kamuoyunda göç karşıtı tutumları pekiştiren en dramatik örneklerden biri, 11 Eylül sonrasında göç ve terörün devletler tarafından neredeyse aynı kefeye sokularak, benzer muamelelere tabi olmasıydı.
AVRUPALILIK ŞARTI
Türkiye'nin ancak 90'lardan itibaren şekillenmeye başlayan göç ve iltica politikalarında, kendi güvenlik kıstasları ile AB'nin kale duvarlarını yükseltme çabaları belirleyici oldu. Bunun yansımasını Türkiye'deki mevcut mevzuat ve AB müzakere belgelerinde bariz biçimde görmek mümkün. İyileştirilmiş sınır kontrol mekanizmaları, geri kabul anlaşmaları ya da iltica başvuruları esnasında izlenmesi gereken süreçler, kaba hatlarıyla AB hukukuna uygun görünse de, bu metinler göçmen ve mültecilerin Türkiye'de bulundukları süreçte hayatlarını nasıl idame ettirecekleri konusunda 'entegrasyon' başlığı altında birkaç paragrafla tanımlanmış ve keyfi uygulamalara zemin hazırlayan ibarelerle kısıtlı.
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de, göç bir güvenlik sorunu olarak görüldü ve bunun en büyük mağdurları ulus devletlerin dışladığı mülteciler oldu. Sorunlu bir coğrafi bölgenin ortasında yer alan Türkiye, 1979 İran Devrimi, 1991 Körfez Savaşı, Bosna, Kosova, Afganistan, Irak, Somali ve Sudan'daki çatışmalardan kaçan binlerce sığınmacının geldiği bir adresti. Mültecilerin Statüsüne Dair 1951 Cenevre Anlaşması'nı imzalayan 120'den fazla ülke arasında bulunan Türkiye, bu anlaşmada bulunan 'coğrafi sınırlama' maddesine bağlılığı sürdüren son birkaç ülkeden de biri. Bu maddeye bağlılık nedeniyle Türkiye, sadece Avrupa'dan gelen mültecilere sığınma hakkı tanıyor. Avrupa dışından gelen mültecilere ise 'kalıcı bir çözüm' bulunana dek sadece geçici sığınma hakkı veriliyor. Tanımlanan kalıcı çözümler ise, gönüllü olarak kendi ülkelerine geri gönderilmeleri, yerel entegrasyon veya üçüncü bir ülkeye yerleştirilme. Öte yandan Türkiye Avrupa dışından gelen mültecileri hukuken kabul etmese de, fiilen ülkedeki sığınma taleplerinin neredeyse tümü Avrupa dışından gelen kimselere ait.
BELİRSİZLİK TRAVMASI
Belirsizlik, Türkiye'de mülteci olarak yaşamanın ruh halini en iyi tanımlayan kavram. Mülteci statüsünü belirleme başvurusu, kayıt, derinlemesine mülakatlar, kabul halinde yerleştirilecekleri üçüncü ülkeye yapılacak başvurular, reddedilme halinde ise temyizi içeren son derece çetrefilli bir süreci kapsıyor. Mülteci olarak kabul edilme durumunda 'kalıcı çözüm' olarak onlara ne sunulacağı çoğu zaman uluslararası diplomatik müzakerelere de dayalı olarak gelişiyor. Örneğin 2006 yılına kadar Türkiye'de bulunan Iraklı mültecilerin üçüncü ülkeye yerleştirilme süreçleri tamamen dondurulmuştu. Bu yüzden sığınma başvurusu yapan mültecilerin Türkiye'de bulundukları 'geçici' süre, pratikte iki yıldan az olmamakla birlikte 10 yıla kadar uzanabilen bir süreç. Sığınmacılar içinse bu zaman zarfı, verilecek kararın her gün tekrarlanan bir eziyet halinde beklenmesi anlamı taşıyor.
KANITLAMA ZULMÜ
Dahası, bu süreç kaçtıkları ülkelerde yaşadıkları travmalara eşdeğer bir hal yaratabilecek özellikleri de beraberinde getiriyor. Örneğin başvuruda bulunan kişinin 'haklı zulüm' korkusu olduğunu, hem objektif hem de subjektif olarak kanıtlaması isteniyor. Saatler boyu süren mülakatlarda bütün hayatını ve en acı anlarını hiç tanımadığı ve çoğu zaman dilini bilmediği bir kişiye açmak zorunda kalan sığınmacıların, bu anlatılarında en ufak bir tutarsızlık görüldüğünde başvuruları olumsuz yönde etkileniyor.
Kuşkusuz bir travmanın, travmaya sebebiyet veren mücadelenin, yerinden edilme ve zulüm deneyiminin ne şekilde anlatılıp anlamlandırıldığı kültürlerarası büyük farklılıklar gösteriyor. Ama bu süreçte Batı'da hakim olan hukuk ve tıp diline uygun olmayan anlatıların başarılı sonuçlanması bir o kadar zor oluyor. 'Gerçek' ile 'yalan' başvuruyu ayırt etmek üzere kurulmuş bu sorgu biçimleri ve güvenlik testleri, mültecilere ne kadar belirsiz bir statüde olduklarını yine gün ve gün hatırlatıyor.
İKAMET EZİYETİ
Avrupalı olmayan mültecilerin statülerini belirleme sorumluluğu, esas olarak Birleşmiş Milletler ve Mülteciler Yüksek Kurumu'nun (BMMYK) tekelinde. Türkiye'de konuyu kontrol altında tutmak için 90'ların sonlarından itibaren İçişleri Bakanlığı'nda, 'paralel prosedür' adı verilen bir uygulama başlatıldı. Buna göre Türkiye'ye gelen bir mülteci geçici sığınma izni alabilmek için, 'haklı' bir sığınma sebebi olduğunu hem Bakanlık yetkililerine, hem de BMMYK görevlilerine ispatlamak durumunda.
Türkiye'deki tüm yabancılar gibi, sığınmacı ve mülteciler de 'Türkiye'de Yabancıların İkamet ve Seyahatleri Kanunu'na tâbiler. Ancak bu yasa dahilinde, sığınmacıların ve mültecilerin sadece İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen bazı bölgelerde ikamet edebilecekleri belirtiliyor. Son yıllarda, artan sayıları nedeniyle Türkiye'deki sığınmacı ve mülteciler, İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen ve genellikle Türkiye'nin daha az gelişmiş Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde yer alan 'uydu kentler'de yaşamak zorunda tutuluyorlar. Bu şehirlerdeki Yabancılar Polisi'ne kayıt olmaları ve imza vererek 'kaçmadıklarını' ispat etmeleri gerekiyor. Ancak mültecilerin çoğunun bu şehirlerde yaşamlarını sürdürebilmek için yeterli kaynak ve destek sağlayabilecek bir sosyal ağları bulunmuyor. Bu şehirlerde ikamet harcından muaf tutulup tutulmayacakları, Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakıfları'ndan ayni veya nakdi yardım alıp alamayacakları, çocukların eğitimi ve benzeri pek çok hayati konu mevzuattaki muğlâk tanımlamalardan ötürü tamamen keyfi uygulamalara tâbi. Mültecilere Türkiye'de hukuken çalışma hakkı tanınsa da, uygulamada çalışma izni genel olarak sadece önde gelen şirketler, üniversiteler veya spor kulüplerinde çalışan kişilere veriliyor ve bu durum sığınmacıların iş bulma imkânlarını tamamen kaldıkları şehirlerin kayıt dışı çalışma koşullarına bağlı kılıyor.
AVRUPA HAYALİ
Türkiye'de sığınma başvurusu sürecinin barındırdığı bu çok ciddi belirsizlik ve bekleme süreci, uydu kentlerde hayat koşullarının zorlayıcı koşullarıyla birleşince, pek çok mülteci bir uydu şehir olmayan, ama sosyo-ekonomik imkânlara daha rahat ulaşılabilen İstanbul'da 'kaçak' olarak yaşamayı tercih ediyor yada 'kaçak' yollardan kendilerine 'güvenli' bir hayat sunacağını hayal ettikleri Avrupa kapılarını geçmeyi deniyor. Bir mülteci, kaçak olarak yakalandığında belirsiz bir süre boyunca 'misafirhanelerde' idari gözaltında tutulan, hatta zulüm gördüğünü iddia ettiği ülkeye sınır dışı bile edilebilen potansiyel bir suçlu olarak algılanıyor. Türkiye örneği, güvenlik odaklı göç politikalarının kendi kendini yenileyen ve meşru kılan özelliklere sahip olduğunu kanıtlıyor. Bu güvenlik çemberi içinde mülteciler açısından süregiden belirsizlik hali, açık bir psikolojik caydırma politikası haline dönüşmüş durumda.
Diğer yandan, dünyanın pek çok fakir bölgesinde, doğal felaketler, ekonomik çöküşler, iç savaşlar, politik veya etnik şiddet birbiriyle bağlantılı. Göç motivasyonları da aynı anda hem ekonomik nedenler, hem de zulme tâbi olmaktan kaynaklanabiliyor. Bu yüzden ekonomik göçmenleri ifade etmek üzere kullanılan 'kaçaklar' ile mülteciler arasında yapılan kesin ayrımlar son derece sakıncalı. Bugünün yeni politik gerçeklikleri karşısında, bir mültecinin yasal tanımı kesinlikle yaşanan acı ve zorlukları yansıtmıyor.
İKİYÜZLÜLÜK
Tüm bu problemlerin ortasında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2000 yılında üye ülkelerin oybirliği ile 20 Haziran tarihini, her yıl 'Dünya Mülteciler Günü' olarak kutlanmasına karar verdi. Fakat ne yazık ki, tek günlük anmaya sıkıştırılan bu kavram, temel bir insan hakkı olan göç olgusunun gelişmiş ülkelerin kendi başlarını ağrıtan bir 'ulusal güvenlik sorunu' olarak görmelerini asla engellemedi. Küresel egemen güçler, yurtlarından herhangi bir nedenle ayrılmak zorunda kalmış insanların önündeki sınırları kaldırmaya hiç yanaşmıyor. Bu şartlar altında göç konusundaki ikiyüzlülüğün bir tecellisi olan Dünya Mülteciler Günü, iyimser olarak ancak konuya duyarsız kamuoyunun dikkatini çekmek gibi bir işlev taşıyor.
Göçmen nerede biter? Mülteci nerede başlar?
Göç politikalarının güvenlik ekseninde şekillenmesi ile iltica hakkı giderek daha dar bir çerçeveye kıstırılıyor. Hâlbuki iltica, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 14. maddesinde ve 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi'nde mültecilik statüsü biçiminde yer alan temel bir insan hakkı. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 13. maddesi, her insanın ülkesini terk etme hakkının olduğunu söylerken, kişilerin topraklarına girip giremeyeceği ve bu kontrollerin biçimleri, ülkeler tarafından belirleniyor.
Bu iki ayrı hukuki kavram, iki ayrı statüyü de ortaya çıkartıyor: Mülteci, yani siyasi nedenlerle zorunlu göçe maruz kalmış kişi; Göçmen, ekonomik sebeplerden ötürü, 'kendi iradesiyle' göç eden kişi. Bu statü ayrımı, devletler tarafından güvenlik eksenli politikalar çerçevesinde araçsallaştırıldığında, problemli bir hal alıyor. Günümüzde Avrupa'ya giden ve iltica başvurusunda bulunan insanların çoğunun ekonomik nedenlerle göç ettikleri, dolayısıyla sahte mülteciler oldukları fikri oldukça yaygın. Bu argüman, bazı insan kategorilerinin meşru olarak göç etme hakkı olmadığının altını çiziyor. Böylece, göçmenlerin meşru yollarla elde edemeyecekleri haklardan faydalanabilmek için sistemi istismar etmeye çalıştıkları ima edilirken, iltica hakkının da tehlikeli biçimde sorgulanmasına sebep oluyor.
POTANSİYEL SUÇLU
Devletler pratikte, 'yasadışı' göçle mücadele kisvesi altında, kendilerine Cenevre Sözleşmesi'ni usulüne göre ihlal edebilecekleri araçlar oluşturdular. Bu kişinin iltica başvurusunu yaparken suçluluk karinesi altında, potansiyel bir yasadışı göç suçlusu olarak yapmasını getiriyor. Birçok ülkede, iltica başvurusunda bulunan kişiler önce devlet tarafından alıkonuluyor. Böylelikle iltica başvurusu prosedürü bir alıkonma merkezinde, parmaklıklar ardında başlıyor.
AB tarafından oluşturulan Dublin II sistemi buna iyi bir örnek. Dublin II anlaşmasına göre, Avrupa'da iltica başvurusunda bulunmak isteyen her kişi, bu başvuruyu ilk ayak bastığı AB ülkesinde yapmalı. Sahteciliklere karşı, iltica başvurusu sahiplerinin parmak izleri EURODAC adı verilen küresel bir veri tabanına kaydediliyor. Böylelikle, bir insan Schengen ülkelerinden birinde iltica başvurusunda bulunduğunda, önce parmak izi sınavından geçirilerek, daha önce başka bir ülkede başvuruda bulunup bulunmadığı ve sistemi suiistimal etme niyeti kontrol ediliyor. Ancak iltica başvurularının kabul edilme oranı bir ülkeden diğerine önemli ölçüde farklılık gösterebiliyor. Örneğin Yunanistan'ın mülteci statüsü verme oranı yılda yaklaşık yüzde 3. Başvuruların olumlu sonuçlanmasının neredeyse imkânsız olduğu bu ülkeden alınan bir ret, bütün AB ülkelerinde de kaçak kabul edilmeyi getiriyor. Kişi şansını başka bir ülkede denemeye kalkarsa, o zaman da sistemi suiistimal etmekle suçlanıyor.
MARAZİ HİYARARŞİ
Sahtecilerden korunma bahanesiyle, en temel insan haklarından biri olan iltica baltalanıyor ve 'yasadışı' göçle mücadelede bir araç haline getiriliyor. Oysa, göç etme nedenleri ne olursa olsun, göçmenler de mülteciler de aynı yollardan geçiyor ve varsa varış ülkesine ulaşmak için aynı riskleri göze alıyorlar. Yasal göç etme yolları kapalı olduğunda, sınır dışı edilme riski karşısındaki tek seçenek, iltica sistemi. Göçmen ve mülteci statüleri arasındaki fark, aynı zamanda göç eden insanlar arasında marazi bir hiyerarşi oluşmasına da neden oluyor. Siyasi baskı göç için meşru neden sayılıyor, ancak açlık ya da doğal afetten kaçan birinin göçü meşru sayılmıyor.
SINIRLAR AÇILMALI
Cenevre Sözleşmesi, bugünkü koşullarla ilgisi olmayan bir bağlamda imzalanmış ve zamanı geçmiş bir hukuki metin. Bu yüzden mülteci statüsünün mevcut tanımıyla korunması yetersiz ve problem teşkil ediyor. Şimdiki göç akımları önemli ölçüde ekonomik, askeri ya da kültürel, emperyalist baskılardan kaynaklanıyor. Göçmenlerin gerçek ihtiyaçları ise, bu emperyalist baskı araçlarını eleştirip, sınırların açılmasının bir gereklilik olduğunu savunmaktan geçiyor. Bugünün politik koşullarında ise iltica hakkı için ısrarcı olmak da acil bir zorunluluk taşıyor.
Sınırsız ve özgür bir dünya için Göçmen Dayanışma Ağı
Herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğuna inanan Göçmen Dayanışma Ağı (GDA), 2009 yılının sonunda Türkiye'deki 'misafirhane/geri gönderme merkezi' olarak adlandırılan göçmenlerin alıkonduğu merkezlerin hukuksuz bir temele dayandığını ifşa etme ve bu merkezlerin kapatılmaları talebiyle, çeşitli kampanyalar yürüterek hayata geçti. Kimsenin göç etme hak ve özgürlüğünü kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını savunan GDA, açıklık ve eşitlik temelinde bir araya gelen yatay bir ağ örgütlenmesi. GDA üyeleri, başka hangi gruba üye olursa olsun karar süreçlerine bireysel olarak katılıyorlar.
İstanbul Kumkapı'daki göçmen 'misafirhane'sinin önünde 14 Mart, 18 Nisan ve 28 Mayıs tarihlerinde üç eylem düzenleyen GDA, ayrıca güncel konuları birlikte tartışabilmek için düzenli aralıklarla forumlar düzenliyor. Kapatılma merkezindeki göçmenlere ilişkin hukuki ve tıbbi destek sağlamak için çalışmalar sürdüren GDA, göç temalı film gösterimleri ve Yaşam Radyo'da 'Görülmeyenler, Duyulmayanlar, Konuşulmayanlar: Göçmenler' adlı bir radyo programı ile kamuoyunda farkındalık yaratma çabasında...
Mülteci kimdir?
Vatandaşı olduğu ülkenin sınırları dışında bulunan, din, milliyet, belirli bir toplumsal gruba mensubiyet veya siyasi görüşü sebebiyle, o ülkede zulüm göreceğine dair objektif gerçeklere dayalı, makul bir korku duyarak bu devletin korumasına sığınmak istemeyen kişidir.
Türkiye'de mültecilik:
Türkiye, 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne 'coğrafi sınırlama' şartı ile taraf olduğu ve sözleşme altındaki yükümlülüklerini sınırladığı için, yalnızca Avrupa ülkelerinden kaçarak ülkeye sığınan kişilere uluslararası koruma sağlamayı taahhüt ediyor. Bugün hâlâ yürürlükte olan söz konusu coğrafi kısıtlama çerçevesinde, Avrupa dışından gelen sığınmacılara BMMYK nezdinde yaptıkları iltica başvuruları tamamlanana kadar, Türkiye'de geçici olarak ikamet etmelerine izin veriliyor.
İltica başvuru süreci nasıl işliyor?
Türkiye'de mültecilik başvurusu alınmış ve geçici sığınmacı statüsü verilmiş kişiler, haklarında karar verilene dek 'uydu kent' olarak adlandırılan ve İçişleri Bakanlığı'nca belirlenmiş illerde zorunlu ikamete tâbi tutuluyor. Sığınmacı hakkındaki BMMYK kararı olumsuzsa en iyi durumda ülkeyi terke davet ediliyor, en kötü durumda ise sınır dışı edilmekle yüz yüze kalıyor. Olumlu karar sonucunda ise yine Türkiye'ye yerleşmeleri mümkün değilken, kendisine ikamet izni vermeyi kabul eden üçüncü bir ülkeye yerleştiriliyor.
Geri gönderme merkezi nedir?
Eski adı Yabancılar Misafirhanesi olan, İçişleri Bakanlığı'nın kararıyla kurulan Geri Gönderme Merkezleri, belgesiz göçmenlerin idari gözetim altında tutuldukları, başka bir deyişle süresiz kapatıldıkları mekânlar. En büyükleri İstanbul-Kumkapı, İzmir ve Kırklareli'nde bulunuyor. İçişleri Bakanlığı yakın gelecekte her ilde 50 ilâ 100 kişi kapasiteli geri gönderme merkezleri kurulmasını öngörüyor. Göçmenler bu merkezlerde, belirlenmiş yasal sınırı olmayan, yıllarca uzayabilen sürelerde, niçin tutuklandıkları ve ne kadar zaman kapatılacaklarını bilmeden, hukuki yardım imkanlarına ve temel sağlık hizmetlerine erişimleri son derece sınırlı bir şekilde tutuluyorlar.
BMMYK Türkiye'nin ilgi alanına giren kişiler ve menşe ülkeleri (Aralık 2009)
Ülke Kişi
Irak 6.804
İran 4.242
Afganistan 2.936
Somali 1.185
Diğer 1.170
TOPLAM 16.337
Kaynak: BMMYK Türkiye Temsilciliği
Mültecilerin yoğun olarak yaşadıkları iller (2008)
İl Kişi
Van 1.532
Kayseri 972
Gaziantep 952
Konya 700
Ankara 640
Kaynak: BMMYK Türkiye Temsilciliği
GÖÇMEN DAYANIŞMA AĞI
Geçen hafta gündeme gelen Türkmenistanlı kağıtsız bir göçmen kadının polis tecavuzune uğradığı iddasinın ardından kadının ifadesini geri çekmesi ve sınırdışı edilmesiyle sonuçlanan cinsel şiddet vakasıyla birlikte kadın göçmenlerin yaşam ve çalışma koşulları konuşulmaya ve tartışılmaya başladı. Türkiye'de ağırlıklı olarak ev işi, bakım ve hizmet, seks ve tekstil sektörlerinde her türlü güvenceden yoksun çalışan, ayrımcılığa uğrayan, her an sınırdışı edilme tehditi altında yaşayan ve polis şiddetine maruz kalan göçmen kadınların sorunlarını konuşmak, beraber bu konuda yapabileceklerimizi tartışmak için 12 Haziran Cumartesi günü saat 17.00'da Barış için Kadın Girşimi'nin yeni mekanında buluşuyoruz.
Tüm kadınları bekliyoruz.
Göçmen Dayanışma Ağı ve Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu
Tarih:12 Haziran Cumartesi
Saat 17.00
Yer: Barış için Kadın Girşimi
Nane Sokak. No: 18 Beyoğlu(Ağacami arkası, sağdan üçüncü sokak)
CİNSEL ŞİDDETE KARŞI KADIN PLATFORMU
Türkiye çapında, 1990’lardan bu yana kadına yönelik şiddetle mücadele eden çeşitli örgütlerinin üye olduğu platform; cinsel şiddetle feminist yöntemlerle mücadele etmek: Farkındalık yaratmak/arttırmak, kamuoyu ve caydırıcılık oluşturmak; cinsel şiddete maruz kalan kadınların (ve çocukların) emniyet ve sağlık kuruluşları ile adli makamlardaki iş ve işlemlerinin en iyi şekilde gerçekleşmesi için cinsel şiddet kriz merkezlerinin kurulmasını sağlamak; cinsel şiddete karşı kadınlar arasında dayanışma ağları oluşturmak için çalışıyor.
http://www.cinselsiddetekarsikadinplatformu.org/
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Yıllardır Avrupa Birliği’ne girmek için sırada bekleyen Türkiye, Birlik’in sınırları ile çevrili büyük hapishanenin kapısında, üstüne düşen jandarmalık görevini layığıyla yerine getiriyor.
Egemen güçlerin neden olduğu savaşlardan, ekonomik, sosyal ve ekolojik yıkımdan kaçan göçmenler, daha iyi bir yaşam kurmak için ölüm riskini göze alarak sınırları aşmaya çalışıyorlar.
Üçüncü ülkelerden Avrupa’ya gitmeye çalışan bu göçmenler, Türkiye’de hukuksuz bir temele dayanan ve “misafirhane/geri gönderme merkezi” olarak tanımlanan, adı konmamış hapishanelerde çok kötü şartlarda kapatılıyorlar.
Bunların en büyüklerinden biri de, ‘2010 Avrupa Kültür Başkenti’ unvanını alan İstanbul’un, tarihi yarımadasında bulunan Kumkapı Göçmen Misafirhanesi.
Göçmenler, yasal sınırı belirlenmeyen ve bir yıla kadar uzayan sürelerde tutuklanıyorlar.
Tutuklanmaları hakkında bilgilendirilmeden, ne kadar zaman için kapatılacaklarını bilmeden, hukuki yardım imkanları olmadan, temel sağlık hizmetlerinden yoksun biçimde ve insani koşulların çok dışında kalabalık hücrelerde yaşamaya mahkum ediliyorlar.
Kapatılmaktan kurtulup, kaçak biçimde Türkiye’de yaşayan göçmenler de, sadece ekonomik ve sosyal riskler altında değil, can güvenlikleri bakımından da büyük bir zulüm görüyorlar.
Bunlardan son yaşanan örneklerden biri, evde bebek bakıcısı olarak çalışan Türkmenistan uyruklu bir kadının, üç gün önce Mecidiyeköy’de devriye gezen 3 polis tarafından yaşadığı şiddettir.
Pasaportsuz olduğu ortaya çıkınca, polisler tarafından alıkonulup, yasal işlemler yapılmadan bir eve götürülen kadının anlattıkları tam anlamıyla insanlık dışıdır.
Bir polisin tecavüzüne uğradığını iddia eden kadın, aynı zamanda 100 TL parasının ve cep telefonunun da gasp edildiğini söylemektedir.
Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunan Türkmen kadın, polisler aleyhine gasp ve tecavüzden dava açmıştır.
Ancak bu kadın hak arama sürecini burada takip edemeyecektir ve şimdi sınırdışı edilmek üzere Kumkapı Göçmen Misafirhanesi’ne yerleştirilmiştir.
Bu olay dahi, AB fonlarıyla İstanbul’un tarihi binalarının dış yüzlerini temizleyerek Avrupa kültür mirasına katkı yapan Türkiye’nin, göçmenlere yarattığı gaddar koşulların bir kanıtıdır.
Avrupa, kültür ve sanata verdiği yüksek önemi, göçmenlerin insanca yaşama koşullarına göstermeyerek tam bir ikiyüzlülük örneği sergiliyor.
Türkiye ise her fırsatta misafirperverliği ile övünen bir ülke olmasına rağmen, ‘misafirhane’ adında kullandığı merkezlerde Avrupa’ya göçü durdurmaya çalışarak, alınmadığı Topluluk’a şirin gözükme çabasında.
Bir şekilde kaçak yaşamayı başaran göçmenlerse, her türlü şiddet riskiyle karşı karşıya.
Ayrımcı kültürün şık salonlara sığmayan neşesi, şimdi de ‘Kültür Başkenti’ etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’da normal koşullarda ziyaret edilmesi mümkün olmayan tarihi ve mimari öneme sahip binaların “Açık Kapı Festivali” adıyla 22-30 Mayıs arasında ziyaret edilmesini içeriyor.
Bizler, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu savunan Göçmen Dayanışma Ağı ve Avrupa ile çevresindeki göçmen kampları üzerine çalışan Paris merkezli bir aktivist ağı olan Migreurop olarak birlikte Kumkapı Misafirhanesi’nin de kapılarının açılmasını istiyoruz.
Çok övünülen konukseverliğinizin gerçekten ne demek olduğunu açıklayın istiyoruz.
Gurur duyduğunuz kilise ve camilerinizin tam ortasında kalan bu merkezdeki insanların, hangi şartlar altında yaşadığını gösterin istiyoruz.
Kültürünüzün ikiyüzlülüğünü cümle âleme ifşa etmek istiyoruz.
Bizler, hemen yanı başımızda sessiz bir işbirliği ile devam eden bu zulmün suç ortağı olmak istemiyoruz.
Bizler; sınırsız, ulussuz, sürgünsüz, özgür bir dünyada yaşamak istiyoruz.
Biliyoruz ki kimse nedensiz kaçmaz;
Hepimiz göçmeniz; buradayız, kalacağız, yaşayacağız.
GÖÇMEN DAYANIŞMA AĞI
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
Migreurop presentation, May 28, 2010
An introductory comment--
The Migrant Solidarity Network is an Istanbul-based and quite recent network initiative, active since September 2009. It consists of people from different walks of life who refuse to be complicit in the criminalization of and discrimination against migrants; and who insist that the rights such as the right to residence, work, health, and education are rights to which everyone is entitled regardless of their citizenship and regardless of whether they are “documented” or not.
What makes MSN rather unique vis a vis other existing organizations in Turkey concerned with the predicament of migrants may briefly, though not exclusively, be captured under the following three headings:
--in terms of organizational structure: MSN is not an NGO, nor is it an association. Rather it is a network, resolutely committed to the principles of equality and transparency. Participation in the MigSoldNetwork operates on the simple principle that anyone who wants to be active in the realm of concerns encountered by migrants may join the initiative by attending the open meetings held every week.
--in terms of scope: unlike various NGOs and migrant associations whose primary focus tends to be either with refugees/asylum seekers, or alternatively, with immigrants who already have citizenship, the MigSolNet deliberately deploys the term migrant to encompass everyone who may fall into any of these legal categories, which, as we continually point out, are themselves quite arbitrarily designated. While we do acknowledge the different practical consequences in the everyday experiences of the migrants that result from occupying one of these categories of the migrants, our aim is also to be skeptical of these distinctions, and particularly the distinction between legal (aka deserving) and illegal migrants.
--in terms of our political stance: although the group has diverse members who subscribe to a variety of opinions, the common denominator is our shared sensibility that everyone has the right to unconditional freedom of movement and the right to dwell wherever they choose. We begin not by assuming the standpoint of nation-states and their borders but rather from the principle of movement as a fundamental right and thus proclaim that it is not human beings who are unlawful; it is only borders and institutions that establish and maintain those borders that are illegitimate.
The MSN has so far been engaged in various activities that aim to render visible the predicament of migrants in Turkey and to place the question of migrants on the agenda of oppositional groups, particularly the trade unions and occupational associations. A main focus so far has revolved precisely around the theme of this panel: detention. In Turkey, the detention centers where migrants are imprisoned are termed “guesthouses,” a perverse irony in the context of a national culture that perpetually highlights hospitality as a national virtue. (Now with the new legislation being proposed, they are to be renamed, no less euphemistically, as “return centers”).
The “Kumkapı Foreigners Guesthouse” is one of the many migrant detention centers in Turkey, and in rather uncharacteristic fashion, it is located in the heart of the historical peninsula, a location also famous for its boisterous nightlife. Once again, the irony of the term “guesthouse” overshadows the reality that migrants in these centers may be imprisoned, without any defined legal conventions, from one month to a year or even more, deprived from exercising their basic rights upheld in national and international documents.
Before our first protest event in front of the Kumkapı detention center, we organized a forum, extending an open invitation to all those interested to partake in discussing and planning the campaign. The ensuing discussion crystallized some of the potential pitfalls or points of concern for such a mobilization against the detention centers, among which I will note two:
- By choosing such a central location to render visible the plight of those detained in the Kumkapı detention center, might our actions encourage the transfer of this particular center to a more isolated location, as is usually the case for detention centers around the world? Might our very goal for visibility result in yet further invisibility?
- How could we reasonably gauge the effects of our protest on the prisoners? Was there even the slightest chance that our protest might trigger worse treatment of the migrants at the hands of the police?
Bearing in mind these concerns, we announced as wide a call as possible to the press and concerned parties. On February 27, 2009, a group of 70?? gathered right outside the Kumkapı detention center, carrying placards that read “you are not alone” in many different languages, along with a banner with the slogan “A prisonhouse not a guesthouse.” Several migrants in the detention center gathered at the windows from which they could see us standing on the sidewalk, and the migrants initiated the chanting from behind the bars, shouting out “Libere.” One person managed to drop a handwritten note, which read, “they hurt us.” After reading the press release which underscored the violations against the detainees, the protest continued with slogans chanted by the protesters and the migrants behind the bars until a police officer bluntly posed the following threat: “if you do not disperse right now, we will call in the riot squads and wreak havoc inside.” The protest was terminated immediately, as this was precisely the kind of retaliation that we were wary of and under no condition wanted to risk.
About a month after this first visit, the Ministry of Interior issued a directive under the title “Fighting irregular migration” where it is stated that the Guesthouses will be renamed as “Return Centers” and that a host of “improvements” are to be initiated. Among these promised improvements are: provision of hot water three times a week, proper ventilation and adequate lighting in the rooms of imprisonment, meals with adequate calories three times a day; additionally, access to health services and legal counseling, including the right to appeal detention and deportation sentences. Finally, there is the stated goal of establishing such centers in every city in the country with a minimum capacity of 50.
Our second protest visit to the Kumkapı detention center directly tackled this directive, emphasizing the following points:
- The circular issued by the ministry is also an inevitable but unwitting admission of the violations that have been perpetrated against the migrants up until now.
- Improving the conditions of imprisonment does not legitimize the act of imprisonment itself. In an effort to symbolically enact our point that the proposed ameliorations are merely like the veneer on the façade, a birdcage with the label “guesthouse” on it was painted with red during the street protest.
We also discussed yet another conundrum that has emerged in the face of the new promised regulations for mobilizing around detention: namely,
The tension between, on the one hand, recognizing that for individual migrants, “improvements” such as proper meals and ventilation plus access to legal aid is better than no having no rights at all, and on the other hand, insisting that whatever improvements may be enacted, detention centers are unacceptable in the first place.
Subsequent to our second visit, we organized another forum which situated the question of detention in the larger context of the entire body of the new legislation being proposed concerning the asylum system in Turkey and the regulating of “illegal” migration. Since that entire discussion would distract from the particular focus at hand, let me conclude this presentation by selecting the major points raised at the forum in relation to the specific question of detention.
While mobilizing around detention is necessary, an exclusive focus on detention may obscure the fact that those detained are only tip of the iceberg: for all the detained migrants, there are thousands of others who live with the threat of detainability, and who, furthermore, are systematically rendered detainable. The global capitalist order that undergoes continual restructuring requires the circulation of a flexible, mobile and disposable labor force. A significant portion of this workforce is comprised by migrant workers who are more easily exploited precisely because of their detainability and ultimately deportability. For that reason, states-- whether it is the Turkish state or various European states-- boast of fortifying borders through improved restrictive measures, while simultaneously there is a certain tacit tolerance of a certain degree of “illegal” migration. While some migrants are deported or detained in these return centers, the greater majority are kept in the constant condition of detainability, so as to maintain a constant supply of cheap, vulnerable, more easily exploited workforce. A campaign around detention, therefore, has to go hand in hand with a constant exposition of the other side of the coin of detention: constant detainability. This necessitates a broad perspective on migration that is vigilant of the linkages between securitization measures on the one hand and the pervasiveness of the informal economy under global capitalism on the other.
Notwithstanding all these caveats, we insist on the necessity to continue mobilizing around the Kumkapı detention center in particular, and all detention centers in general. This is both to stand by our pledge to the imprisoned migrants when we held up our placards that stated “you are not alone,” and to direct public attention to the situation. To that end, we hope to hold our third visit today, delighted to be joined by our friends here today. So I end my presentation with a fragment from the call for our third visit, which this time around, subversively deploys the framing of the Open Doors Festival, an activity that is part of the ongoing events around Istanbul as the cultural capital of 2010, and which enables visits to historically and architecturally important buildings in Istanbul that are usually closed to the public. As part of this festival, then, we demand that the doors of the Kumkapı Guest House also be opened once and for all. We claim that “if the churches, mosques and historical buildings that you so proudly exhibit are part of your culture, then so are the detention centres!” and we invite along anyone who wishes for a world without borders, without nations, without exile.
ACIN KAPILARI: 2010 Kultur Baskenti'nin misafir kulturu gozler onunde!
Yıllardır Avrupa Birliği'ne girmek için sırada bekleyen Türkiye, AB'nin sınırları ile çevrili büyük hapishanenin kapısında, üstüne düşen jandarmalık görevini layığıyla yerine getiriyor. Üçüncü ülkelerden Avrupa'ya gitmeye çalışan göçmenler, Türkiye'de insan haklarına, hiçbir hukuka ve adalete sığmayan "misafirhane/geri gönderme merkezi" olarak tanımlanan adı konmamış hapishanelerde olağanüstü kötü şartlarda kapatılıyorlar. Bunların en büyüklerinden biri de, '2010 Avrupa Kültür Başkenti' unvanını alan, öte yandan kentsel donusum ve soylulastirma “projeleriyle” kültürlerin yok edildiği İstanbul’un tarihi yarımadasında bulunan Kumkapı Göçmen Misafirhanesi.
AB fonlarıyla İstanbul'un tarihi binalarının dış yüzlerini temizleyerek Avrupa kültür mirasına katkı yapan Türkiye, Avrupa'ya dışarıdan gelenlere kapıları kapatma kültürüne de en gaddar koşulları yaratarak destek oluyor. Her fırsatta misafirperverliği ile övünen bir ülkenin 'misafirhane' adında kullandığı merkezler, kültür ve sanata verdiği yüksek önemi, insanların insanca yaşama koşullarına göstermeyen Avrupa'nın ikiyüzlülüğünün de Türkiye'deki bir devamı aslında.
Ayrımcı kültürün şık salonlara sığmayan elit neşesi, şimdi de Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde İstanbul'da olağan koşullarda ziyaret edilmesi mümkün olmayan tarihi ve mimari öneme sahip binaların "Açık Kapı Festivali" adıyla 22-30 Mayıs arasında ziyaret edilmesini içeriyor.
Bizler, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu savunan Göçmen Dayanışma Ağı (GDA) olarak Avrupa ile çevresindeki göçmen kampları üzerine çalışan Paris merkezli bir aktivist ağı olan Migreurop ile birlikte Kumkapı Misafirhanesi'nin de kapılarının bir daha kapanmamak üzere açılmasını istiyoruz. 'Göstermekten gurur duyulan kilise, cami ve tarihi binalar ne kadar kültürse, kapatılma merkezleri de o kadar kültürünüzdür' diyoruz ve sizi 28 Mayıs Cuma günü saat 19.15'de Kumkapı'da göçmenlik gerçekliğini görünür kılmak için düzenlediğimiz eyleme çağırıyoruz.
Sınırsız, ulussuz, surgunsuz, ozgur bir dünyada yaşamak isteyen herkesi bekliyoruz.
Tarih / Yer : 28 Mayıs 2010 Cuma saat
19:00 Beyazıt Tramvay Durağı
19:15 Kumkapı Yabancılar Misafihanesi önü (Eski Bölge İdare Mahkemesi Vergi Mahkemesi Binası)
Muhsinehatun Mahallesi, Büyük Kömürcü Sk, 1-23, 34126 Kumkapı
Gocmen Dayanisma Agi / Migrant Solidarity Network
http://www.facebook.com/events/create/index.php?eid=110628542315316
http://www.facebook.com/group.php?gid=116530175039689
http://www.gocmendayanisma.org/
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
http://www.migreurop.org/IMG/pdf/Programme_TR_site.pdf
http://www.migreurop.org/article1633.html?lang=en
OPEN DOORS
The hospitality culture of the 2010 European Capital of Culture is in sight!
As a country that has been waiting for so many years to be admitted into the European Union, Turkey is perfectly fulfilling its gendarmerie mission at the gate of the huge prison confined by European frontiers. Migrants who try to reach Europe through Turkey are kept under custody in so-called “guest houses/return centres” which are in effect detention centres where seemingly no criterion of human rights, law or justice applies and where migrants are detained under exceptionally bad conditions. One of the biggest of these detention centres is the Kumkapı Guest House which is located in the historical peninsula of Istanbul; the city which has received the title of 2010 European Capital of Culture.
While Turkey contributes to European cultural heritage by cleaning the façades of historical buildings in Istanbul, simultaneously it supports European anti-immigration politics by creating the cruelest conditions for migrants who want to reach Europe. Turkey is a country which boasts of its hospitality, yet the function and use of so-called “guest houses” are a reflection of the European hypocrisy which deprives human beings of humane living conditions while cherishing culture and art.
The elitist joy of discriminatory culture now includes a festival -the “Open Doors Festival” organized as part of the Culture capital festivities, taking place from 22nd to 30th of May- which brings the opportunity to visit historically and architecturally important buildings in Istanbul that are usually closed to the public.
As Migrant Solidarity Network, we contend that everybody has unconditionally the right to freedom of movement and freedom to live where s/he wants. We ask together with Migreurop, a Paris-based activist network fighting against migrant camps across Europe, that the doors of the Kumkapı Guest House also be opened once and for all. We claim that “if the churches, mosques and historical buildings that you so proudly exhibit are part of your culture, then so are the detention centres!”
We invite you to the event that we are organizing to render visible the reality of migrants on Friday, May 28th 2010, at 7.15 pm.
Everybody who wants to live in a world without borders, without nations and without exiles is welcome to join us.
Time / Venue: May 28 2010, Friday
at 19:00 Beyazıt Tramway station
at 19:15 in front of the Kumkapı Foreigners Guesthouse
(The old building of “Bölge İdare Mahkemesi Vergi Mahkemesi Binası”)
Address: Muhsinehatun Mahallesi, Büyük Kömürcü Sk, 1-23, 34126 Kumkapı
Migrant Solidarity Network (Göçmen Dayanışma Ağı)
http://www.facebook.com/group.php?gid=116530175039689
http://www.gocmendayanisma.org/
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
http://www.migreurop.org/IMG/pdf/Programme_TR_site.pdf
http://www.migreurop.org/article1633.html?lang=en
Die Kulturhauptstadt 2010 führt ihre Kultur der Gastfreundschaft vor aller Augen!
Die seit Jahren die Mitgliedschaft in der Europäischen Union anwartende Türkei, versäumt es nicht, das ihr an den Grenzen des großen europäischen Gefängnisses zustehende Gendarmenamt auf vorbildliche Weise zu verwalten. Immigranten aus den Ländern der Dritten Welt werden ohne Rücksicht auf die Menschenrechte und ohne jegliche Rechtsgrundlage unter außerordentlich menschenunwürdigen Bedingungen in als „Gasthäuser/Rückkehrzentren“ beschriebene, namenlose Gefängnisse gesperrt. Eines der größten Gefängnisse, das die europäische Kulturhauptstadt 2010, die zugleich durch Stadterneuerungs- und Gentrifizierungsprojekte, alternative Lebensstile vernichtet, beherbergt, ist das Kumkapi Immigranten Gasthaus auf der historischen Halbinsel Istanbuls.
Die Türkei, die als Beitrag zum europäischen Kulturerbe mit Mitteln der EU die Fassaden der historischen Gebäude Istanbuls herausputzt, unterstützt zugleich durch die Schaffung grausamer Rahmenbedingungen, die Kultur der Zurückweisung in Bezug auf Menschen, die außerhalb von Europa kommen. Das bei jeder Gelegenheit sich mit ihrer Gastfreundschaft rühmende Land, stellt mit ihren als „Gasthäuser“ bezeichneten Zentren, nur eine Fortführung der europäischen Heuchelei dar, die einerseits der Kunst und Kultur einen hohen Stellenwert beimisst, andererseits aber keine Bedingungen für ein menschenwürdiges Miteinander schafft.
Die Kultur der Diskriminierung, deren elitäre Fröhlichkeit in keinen schicken Saal zu passen scheint, ermöglicht im Rahmen der Kulturhauptstadt-Aktivitäten unter dem Titel „Offene Tür Festival“ zwischen dem 22. und 30. Mai den Besuch von normalerweise unzugänglichen, historisch wie architektonisch wertvollen Gebäuden. Während des Events können u. A. die Heybeliada Ruhban Schule, die Selimiye Kaserne, das Griechische Patriarchat Fener, die Präsidentschaftliche Sommerresidenz und die Psychiatrie und Nervenheilanstalt Bakirköy besucht werden.
Wir, das Immigranten Solidaritätsnetzwerk, die das bedingungslos freie Reise- und Aufenthaltsrecht für jeden Menschen verteidigen, fordern gemeinsam mit dem in Paris ansässigen Immigranten Netzwerk Migreurop, die Öffnung der Pforten des Kumkapi Gasthauses. Wir sagen „Die Einsperrungszentren sind genauso Teil unserer Kultur wie die stolz vorgeführten Kirchen, Moscheen und historischen Gebäude“ und rufen euch auf, am Freitag, den 28. Mai 2010 um 18.30 Uhr vor Kumkapi, gemeinsam mit uns dem wahren Zustand von Immigration ein Gesicht zu geben.
Jede/r, der/die in einer freien Welt ohne Grenzen, Nationen und Abschiebungen leben möchte, ist herzlich eingeladen, sich mit uns an der Protestaktion vor dem Kumkapi Gasthaus, das im Rahmen des internationalen Veranstaltungsprogramms von Migreurop, das vom 27.-29. Mai an der Mimar Sinan Universität stattfindet, teilzunehmen.
Wir erwarten jede/n, der/die in einer freien Welt ohne Grenzen, Nationen und Abschiebungen leben möchte.
Datum/Ort: Freitag, 28. Mai 2010 um
19.00 Beyazit Tram Station
19.15 Kumkapi Ausländer Gasthaus (Altes Kreisverwaltungsgericht, Steuergerichtsgebäude)
Muhsinehatun Mahallesi, Büyük Kömürcü Sk, 1-23, 34126 Kumkapı
Immigranten Solıdaritaetsnetzwerk / Migrant Solidarity Network
http://www.facebook.com/group.php?gid=116530175039689
http://www.gocmendayanisma.org/
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
إفتحوا الأبواب: لترى الأعين عاصمة الثقافة لسنة 2010 و ثقافة معاملة الضيوف.
سنين طويله مرت وتركيا تنتظر على أبواب الإتحاد الأوروبي من أجل الإلتحاق به, و وفي نفس الوقت تقوم بدور اللائق للشرطي المتقدم في حراسة أبواب السجون المحيطه بحدود الإتحاد الأوروبي . حقوق الإنسان في تركيا لا تتسع و تتضمن أي نوع من العدالة للمهاجرين اللذين يقدمون من العالم الثالث, وتقوم بزجهم بما يسمى " المضافه / أو مركز االترجيع" هذا المركز الذي هو بمثابه سجن سئ الشروط للمعيشة الإنسانية. وهذا المكان من أكبر هذه السجون في إسطنبول التي أخذت عنوان "عاصمة أوروبا للثقافة لسنة 2010 " ويقبع هذا السجن في ما يسمى شبه الجزيره التاريخيه واسمه كوم كابي لضيافة المهاجرين.
إسطنبول التي عملت على تحسين و تلميع واجهات ابنيتها القديمة بدعم مالي أوروبي, ولكي تساهم في نفس الوقت على دعم ميراث الثقافة الأوروبي, تقوم أيضا وبشكل غادر بأغلاق أبوابها أمام القادمين للدخول إلى أوروبا. هذه الدولة التي تتباها بدورها المضياف للقادمين أليها دائما, وتعطيأيضا وبعناية إسماء مراكز الضيافة والثقافة و الفن بشكل ملفت للنظر, هي كما اوروبا لا تمنح الناس القادمين إليها شروط المعيشة الإنسانيه , تركيا أيضا تبدي الدور المكمل لهذا الدور البشع.
مداوميين صالونات الطبقه النخبى في المجتمع ورواد الفصل الأجتماعي, الآن وفي إطار فعاليات عاصمة الثقافة في إسطنبول لأماكن تاريخيه و معماريه مهمة يصعب في الوقت الطبيعي زيارتها والوصول إليها, يقومون بعمل مهرجانات تحت إسم "أبواب مفتوحة" لهذه الاماكن القيمة بين 22-30 لشهرأيار الجاري.
نحن, ندافع عن مبدأ ان لكل إنسان حرية التنقل و المعيشة وبدون أية قيود أو شروط في أي مكان يريدة, ندافع عن هذا تحت إسم شبكة التضامن مع المهاجرين, نحن و شبكة ميجإيروبMigreurop الذي يمارس فعالياته و مركزه في باريس, نطالب أن تفتح أبواب المضافة كوم كابي و بدون أن رجعة. نقول " بكل غرور ما نريد أن يعتز به من كنائس و جوامع وأماكن قديمة كثقافة , مراكز إغلاق و توقيف الناس هي بنفس القدر الثقافي لكم" و نود أن ندعوكم يوم الجمعة القادم 28 أيار الساعة 19:15 للتظاهر في منطقة الكوم كابي كي يرى الجميع حقيقة المهاجرين و ما يعيشونه.
ندعوا كل الذين يريدون العيش في دنيا حرة بدون حدود, بدون قوميات و بدون إبعادات.
التاريخ: 28 أيار يوم الجمعة.
المكان / والساعة : 19:00 (موقف الترامفاي في البيازي).
19:15 في الكوم كابي أمام المضافة كوم كابي.
العنوان بالتركي: (Eski Bölge İdare Mahkemesi Vergi Mahkemesi Binası)
(Muhsinehatun Mahallesi Büyük Kömürcü Sk, 1-23 Kumkapı شبكة التضامن مع المهاجرين
www.gocmendayanisma.org // This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
23 Mayıs Pazar günü saat 12.00’de Amargi’de bir araya gelip, hem sohbet ediyor hem de çeşitli alternatiflerle dolu menümüzle bahar güneşinin tadını çıkarıyoruz…
Kahvaltı sonrası saat 15.00'te Göçmen Dayanışma Ağı (GDA) tarafından Türkiye'deki göçmen/mültecilerin durumu, Türkiye'nin AB'ye uyum sürecindeki değisen göç politikaları, kadın göçmenlerin durumu, göçmenlerin tutulduğu yabancılar "misafirhaneleri" meselelerinin konuşulacağı bir söyleşi gerçekleştirilecek. Söyleşide GDA'nın göç ve göçmenlik konusuna dair tutumu, şu ana kadar yaptığı etkinlik ve eylemlikler aktarımından sonra hep beraber özellikle kadın göçmenlerle dayanışmak için yapabileceklerimizi konuşacağız.
Tüm dostları bekliyoruz…
Yer: Amargi Feminist Kitabevi ve Kafe
Tarih: 23 Mayis Pazar
Saat: 12.00
Adres: Katip Mustafa celebi Mah. Tel sokak No: 16 Beyoglu
http://www.facebook.com/event.php?eid=117936158246307&ref=mf
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it
KATILIM
İnisiyatife göçmen sorunları konusunda çalışmak isteyen herkes katılabilir; bunun için karar alma toplantılarına katılmak yeterlidir.
İRADE
İnisiyatifin iradesi toplantılarda alınan kararlarla oluşur; başka hiçbir irade bunun üzerinde yer alamaz.
KARAR ALMA
Toplantıda kararlar, o toplantıya katılanlar tarafından, konsensus ilkesi uyarınca alınır.
Bir toplantıda alınmış kararlara toplantı sonrasında yapılan itirazlar, bir sonraki toplantıda gündem olarak önerilir ve ilişkin kararlar eğer konsensus oluşursa yeniden tartışılarak değiştirilebilir
EŞİTLİK İLKESİ
Toplantılara katılan herkes, kendisinin katıldığı ilk toplantı olsa bile, diğerleriyle eşit karar hakkına sahiptir. Her hangi bir gerekçeyle, karar süreçlerine yani inisiyatifin iradesinin oluşumuna katılımda kişiler arasında eşitsizlik yaratacak bir düzenleme yapılamaz.
İnisiyatif, yaşadığımız toplumda cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, etnisitesi, sınıfsal konumu, dili vb gibi her hangi bir nedenle ayrımcılığa ve engellenmeye maruz kalan bireylerin kararlara eşit katılımının olanaklarını gözetme konusunda hassasiyet gösterir.
Toplantılara katılan kişiler herhangi bir grubu ya da örgütü temsil etseler bile, karar süreçlerine bireysel olarak katılırlar.
GDA 18 Mayıs’tan itibaren, Yaşam Radyo’da (89.4 http://yasamradyo.com.tr/) “Görülmeyenler, Duyulmayanlar, Konuşulmayanlar: Göçmenler” adlı bir radyo programına başlamış olup http://vimeo.com/groups/migrantsolidaritynetwork adresinden programlar dinlenebilir.
More Articles...
Page 1 of 2
- Migrants Assembly final declaration - European Social Forum 1-4th July 2010, Istanbul
- EUROPEAN SOCIAL FORUM Migration Network Activities / AVRUPA SOSYAL FORUMU Göç Ağı Etkinlikleri
- FESTUS OKEY için 29 Haziran Salı günü saat 9:30’da Beyoğlu Adliyesi’ndeyiz..
- İkiyüzlülüğün kurbanları
- "Kağıtsız" Göçmen Kadınların Sorunlarını Konuşuyoruz
- AÇIN KAPILARI - Kültür Başkenti’nin misafir kültürünü görelim
- Migreurop presentation, May 28, 2010
- Açın kapıları: 2010 Kültür Başkenti'nin misafir kültürü gözler önünde!
- Amargi’de kahvaltı sonrası Göçmen Dayanışma Ağı "Göçmenliğin Kadınlık Halleri" söyleşisi
- TÜRKİYE’DE GÖÇMEN HAKLARI HAREKETİNİN İNŞAASI İÇİN DENEYİM PAYLAŞIMI VE TARTIŞMA - Almanya, Yunanistan
- Göçmen Dayanışma Ağı Çalışma İlkeleri
- Radyo Programımız
- Göçmen Dayanışma Ağı – Sıkça Sorulan Sorular
- Google, Facebook ve Vimeo Gruplarımız
- Forum: Yeni yasal düzenlemeler bağlamında Türkiye’de göç, iltica ve AB-Türkiye ilişkileri
- Ermeni göçmenlere yönelik tehdidi protesto ediyoruz
- Göçmen Dayanışma Ağı’ndan İade-i Ziyaret
- Film gösterimi: Bir göçmenlik hikayesi "Welcome" (Hoşgeldin)
- Kumkapı Misafirhanesine iade-i ziyaret
- 1 Mart; Göçmenler olmadan 24 Saat






