20 Eylül Cuma günü, İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğü'nün Kumkapı’daki ‘Misafirhanesi’nde zorla alıkonan 100’den fazla göçmen, yaşam şartlarını protesto etmek için isyan çıkardı.
Aynı günlerde Kırklareli Gaziosmanpaşa Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde sebep gösterilmeden bir yıldan fazla süredir hapsedilen İranlı göçmenler açlık grevindeydiler. 18 Eylül’de merkezde bir yangın çıkmış, üstüne polis göçmenlere ölçüsüz bir şiddetle saldırmıştı.
Bundan yaklaşık bir yıl önce hiçbir suçları olmadığı halde aylardır Kumkapı ‘Misafirhanesi’de tutulan, işkence görüp aç bırakılan 786 göçmen ayaklanarak dışarıya, bizlere, seslerini duyurmaya çalışmıştı.
Polonyalı göçmen Dariusz Witek 18 Eylül 2008'de bu ‘Misafirhane’de şüpheli bir şekilde ölmüştü.
Haziran 2008’de Türkiye'den sığınma talebinde bulunan Pakistanlı, Bangladeşli, İranlı ve Afgan göçmenlerin tutulduğu Kırklareli’ndeki Merkez’de çıkan ayaklanmada ‘kaza sonucu’ bir göçmen öldürülmüştü.
Ağustos 2007’de sokakta yürürken ‘şüpheli olduğu’ gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alınan Nijeryalı Festus Okey, Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü'nde bir polis memuru tarafından vurularak öldürülmüştü.
Hiçbirini unutmadık! Tüm bunların tesadüf olmadığını biliyoruz!
Bu isyanlar, NATO gibi kurumlar tarafından desteklenen savaş ve kıyımlardan; IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi küresel kapitalizmin muktedirlerince dayatılan politikalar yüzünden doğan açlık, kuraklık ve yoksulluktan kaçanların içerisine düştükleri insanlık dışı yaşam koşullarına karşı yükseltilmiş birer çığlıktır.
Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların ve devletlerin işbirliğiyle küresel ölçekte dayatılan sınır ve göç politikalarına karşı başlatılmış ayaklanmalardır. Frontex ve Eurodac gibi AB menşeli sınır ve göç kontrol birimlerinin neden olduğu vahşete verilmiş bir cevaptır.
Bugün burada kendilerine yeni bir hayat kurmak için evlerini, yaşadıkları mahalleleri, sevdiklerini geride bırakmak zorunda kalan göçmenlerin yaşam haklarını savunmak için bulunuyoruz.
‘Misafirhane’ gibi alaycı bir isim verdiğiniz bu utanç merkezinde hapsedilmiş göçmen kardeşlerimize yalnız değilsiniz demek için bugün buradayız.
Türkiye’nin dört bir yanındaki sözde misafirhanelerde, uydu kentlerde ya da yanı başımızda yaşayan göçmenler yeterli beslenemiyor, sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayamıyor, eğitim göremiyorlar. Tek ‘suç’ları sözde sınırlarınızı aşmak olan bu göçmenler hapsedildikleri binalarda, kamplarda polis baskısına ve şiddetine maruz kalıyorlar. Kendi ülkelerinde yaşamları tehlike altında olan bu insanlar yeni bir yaşam hayaliyle geldikleri bu sokaklarda farklılıkları nedeniyle aşağılanıyor ve dışlanıyorlar.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, dünyada kayda geçmiş olan 20 milyona yakın mülteci, sığınmacı ve yerinden edilmiş insan var. Bunların 21.261 tanesi Türkiye’de yaşamaya çalışıyor. Bu sadece buzdağının görünen kısmı. Bu sayıdan çok daha fazla kişi, bir sonuç çıkmayacağını bildiği için sığınma başvurusu bile yapmıyor, gizli saklı, hayatta kalma mücadelesi veriyor. Türkiye 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesine bir ‘coğrafi sınırlama’ ile taraf olduğu için ‘Avrupa dışındaki ülkelerden gelen’ göçmenlere ‘iltica’ hakkı tanımıyor.
Bizler herkesin koşulsuz ve kuralsız serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu, yetişkin ya da çocuk hiç kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını savunuyoruz. Misafirhanelerin ve barınma merkezlerinin kapatılması için, göçmenlerin maruz kaldıkları baskının, mahkûmiyet koşullarının ve sınır dışı uygulamalarının son bulması için bugün buradayız. Bundan sonra da göçmen haklarının takipçisi olacağız.
Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde zorla alıkonan, kaçak yaşamaya zorlanan, dışlanan tüm göçmenlerin yanındayız.
Çünkü biliyoruz ki insanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlar yasadışıdır.
Çünkü biliyoruz ki kimse nedensiz kaçmaz.
Çünkü hepimiz göçmeniz; buradayız, kalacağız, yaşayacağız.





Avrupa’da göçmenlerin varlığını görünür kılmak için çalışan dayanışma kolektifleri bugün ekonomik ve sosyal yaşama katılmama eylemi yaparak “Yokluğumuzla varlığımızın önemini göstermek istiyoruz” diyor. Her yıl binlerce kişinin üçüncü ülkelere gitmek için geçtiği Türkiye’de sığınmacılar "yabancı misafirhanelerinde" görünmezliğe mahkûm ediliyorlar.

