Türkçe (Türkiye)English (United Kingdom)

Göçmen Dayanışma Ağı – Sıkça Sorulan Sorular

There are no translations available.

Sürekli yeniden yapılandırılan küresel kapitalist düzen, metaların serbest dolaşımı kadar esnek, mobil ve her an elden çıkarılabilir bir emek gücüne de ihtiyaç duyuyor.  Bu işgücünün önemli bir kısmını, sınır dışı edilme korkularından ötürü kamusal alanda en az görünür olan göçmen işçiler oluşturuyor. İşte bu yüzden, devletler bir yandan “yasadışı göç”le mücadele ettiklerini iddia ederken, diğer yandan piyasa ihtiyaçları doğrultusunda yasadışı tabir ettikleri göçe göz yumuyorlar. Hatta esnek vize politikaları ile bireylerin serbest dolaşımını teşvik eder gibi gözüküyorlar. Ancak esnek vize politikaları, büyük çoğunluk için, gittikleri yerlerde barınma ve yeni bir hayat kurma koşullarını olabildiğince zorlaştıran göç politikalarıyla destekleniyor. Kimileri sınır dışı edilir veya geri gönderilme merkezlerine kapatılırken, göçmenlerin daha büyük çoğunluğu, her an sınır dışı edilebilir konumda tutuluyor. Böylelikle göçmen işçiler, sistematik olarak emek piyasası içinde sömürüye iyice açık işgücü işlevi görüyorlar. Buna ek olarak var olan yerel emek örgütlenmeleri, sendikalar, meslek odaları ve genel olarak sol muhalefet göçmen emekçilerin sorunlarına karşı sessiz kalarak göçmenlerin sömürülmesine, dışlanmasına ve hapsedilmesine kayıtsız kalıyorlar.

Biz Göçmen Dayanışma Ağı (GDA) olarak, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını veya sürekli sınır dışı edilebilir konumda tutulamayacağını savunuyoruz. İnsanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlar yasadışıdır. Çünkü göç bir suç değil bir haktır. Göçmen Dayanışma Ağı bu ilkeleri gözeterek, açıklık ve eşitlik temelinde bir araya gelen yatay bir ağ örgütlenmesidir. GDA üyeleri başka gruplara üye olsalar da, karar süreçlerine bireysel olarak katılırlar.

GDA’nın etkinlikleri nelerdir? GDA 2010 yılına Türkiye’deki “misafirhane/geri gönderme merkezi” olarak adlandırılan göçmenlerin alıkonduğu merkezlerin hukuksuz bir temele dayandığını ifşa etmek amacı güden ve bu alıkonma merkezlerinin kapatılmalarına yönelik bir kampanya yürüterek başladı. Bu çalışma doğrultusunda Kumkapı’daki göçmen “misafirhane”sinin önünde 14 Mart ve 18 Nisan tarihlerinde iki eylem düzenlendi. Kumkapı protestoları ilerleyen aylarda da devam edecek. Ayrıca GDA güncel konuları birlikte tartışabilmek için düzenli aralıklarla forumlar düzenlemektedir. Gelecek forumumuz 8 Mayıs 2010 tarihinde ve Türkiye’deki göç konusunda yapılan yasal düzenlemelerin içeriği ile ilgili olacaktır. Bunların dışında GDA düzenli olarak göç temalı film gösterimleri düzenlemekte ve Türkiye’de bulunan göçmenlerin kendi deneyimlerini aktarmalarını amaçlayan bir tanıklık toplama projesi üzerinde çalışmaktadır.  Ayrıca, 18 Mayıs’tan itibaren, Yaşam Radyo’da (89.4 http://yasamradyo.com.tr/) “Görülmeyenler, Duyulmayanlar, Konuşulmayanlar: Göçmenler” adlı bir radyo programına başlayacaktır.

Göçmen kimdir?

1934’te kabul edilen ve 2006’da yenilenen İskan Kanununa göre, Türkiye’de, sadece Türk soylu addedilen kişiler göçmen olarak kabul edilmektedir. Türkiye, 1970’lerde Avrupa’ya giden işçi göçünden dolayı göç veren bir ülke olarak tanınsa da, aslında her zaman çok çeşitli yerlerden göç alan bir ülke olmuştur. Biz ise Göçmen Dayanışma Ağı olarak, göçün gerçek boyutlarını ve çeşitliliğini yansıtan, kökeni ve hukuki statüleri ne olursa olsun, tüm göç edenleri içeren bir ağ oluşturmayı hedefliyoruz.

Türkiye’de kaç göçmen bulunmaktadır?

Gerek paylaşılan istatistiklerin yetersizliğinden, gerek bir kısım göçün kayıtlara geçmemesi ve göçmenlerin bir kısmının geçici süre kalmasından dolayı, Türkiye’de bulunan göçmenlerin sayısını kestirmek zordur. Ayrıca sayı meselesi çoğu zaman siyasi bir araç olarak kullanılmaktadır. Bununla beraber, Türkiye’ye 1923 ile 1990’ın başlarına kadar 1.6 milyonun üzerinde göçmen geldiği, bu tarihten beri ise Türkiye’de, transit göçmenleri, sığınmacıları, mülteciler, ve göçmen işçileri de içeren bir milyonun üzerinde göçmen olduğu tahmin edilmektedir.

Mülteci kimdir?

Türkiye devleti, uluslararası düzeyde mültecilerin hukuki statüsünü düzenleyen, 1951 Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’nin tarafıdır. Buna göre mülteci "ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi"dir. Ancak Türkiye Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi kısıt koşuluyla imzalamıştır; yani Avrupa dışından gelen göçmenler Türkiye’de mülteci statüsü edinemezler. Türkiye’de hali hazırda mülteci statüsü almış 44 kişi bulunmaktadır. Geri kalan yaklaşık 20.000 mülteci ise Türkiye’de sığınmacı statüsünde ikamet etmekte ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Ankara temsilciliğinin haklarında alacağı kararı beklemektedirler. Haklarındaki BMMYK kararı olumsuz ise en iyi durumda ülkeyi terke davet edilmekte, en kötü durumda ise sınır dışı edilmektedirler. Olumlu karar sonucunda ise yine Türkiye’ye yerleşmeleri mümkün olmaz ve kendilerini ikamet izni vermeyi kabul eden üçüncü bir ülkeye yerleştirilirler.

Read more: Göçmen Dayanışma Ağı – Sıkça Sorulan Sorular

 

Forum: Yeni yasal düzenlemeler bağlamında Türkiye’de göç, iltica ve AB-Türkiye ilişkileri

There are no translations available.

Türkiye’de yaşayan göçmen ve mülteciler, sayıları yüzbinleri aşmasına rağmen, kendilerine ne devletin ne de toplumsal muhalefetin gündeminde yer bulabilmekte.

Öte yandan, Türkiye hükümeti hem göçmen ve mülteci nüfusundaki artış nedeniyle hem de Avrupa Birliği'ne uyum adı altında göç ve iltica alanlarında özgürlükleri daha da sınırlandıran yeni yasal düzenlemeler öngörüyor.

Söz konusu düzenlemelerin bir parçası olan “İltica ve Yabancılar Kanunu” tasarı taslakları ve Mart 2010 tarihinde yayımlanan “iltica ve yasadışı göç ile mücadele” genelgeleri, devletin göç ve iltica politikalarında süregelen keyfiyeti resmi politikaya dönüştürmeye yeltendiğinin açık emareleridir.

Biz Göçmen Dayanışma Ağı olarak, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını veya sürekli sınır dışı edilebilir konumda tutulamayacağını savunuyoruz. İnsanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlar yasadışıdır. Çünkü göç bir suç değil bir haktır.

Devletin suçlu ilan ederek kapattığı, temel haklardan mahrum bıraktığı göçmenlerin, alıkonma esnasında hangi haklar verilirse verilsin, koşullarda hangi iyileştirmeler yapılırsa yapılsın, hareket özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağını, adı her ne olursa olsun, göçmenleri hapsetmeye yönelik merkezlerin kesinlikle kabul edilemeyeceğini ve insanların sınırları aşma ve farklı bir yerde yerleşme iradelerinin onları kapatma sebebi olarak gösterilmesinin hiçbir ahlakî, insanî ve meşru zemini olamayacağını söylüyoruz.

Read more: Forum: Yeni yasal düzenlemeler bağlamında Türkiye’de göç, iltica ve AB-Türkiye ilişkileri

   

Ermeni göçmenlere yönelik tehdidi protesto ediyoruz

There are no translations available.

  • Minag cek (Yalnız değilsiniz) Minag cek (Yalnız değilsiniz)

Başbakan Erdoğan'ın 100 bin Ermeni göçmeni gönderme tehdidi, Türkiye'nin, dahası ulus-devletlerin göçmenlere nasıl baktığının bir kanıtı.

Göçmenler, uluslararası siyasette piyon, ülke sınırları içinde ucuz işgücü olarak görülüyorlar.

Oysa biz millet, ırk, etnik köken,din, cinsiyet ve cinsel yönelimi ne olursa olsun herkesin hareket özgürlüğüne ve istediği yerde yaşama hakkına sahip olduğunu savunuyoruz.

Vatandaş ile göçmen arasındaki hak ayrımına hayır demek için!
Göçmenlerin dışlayıcı, sömürücü devlet politikalarında piyon haline gelmesine tepki göstermek için!
Tek bir göçmenin bile gönderilmesini kabul etmediğimiz için!

Yarın (19 Mart, Cuma), saat 18:00'de
Taksim Tramvay Durağında
Sınırsız Ulussuz Sürgünsüz Bir Dünya!

Göçmen Dayanışma Ağı

 

Read more: Ermeni göçmenlere yönelik tehdidi protesto ediyoruz

   

Göçmen Dayanışma Ağı’ndan İade-i Ziyaret

There are no translations available.

  • GDA Kumkapı Misafirhanesine İade-i Ziyaret (14 Mart 2010, Pazar) GDA Kumkapı Misafirhanesine İade-i Ziyaret (14 Mart 2010, Pazar)

Faaliyetlerine kasım ayında başlayan  Göçmen Dayanışma Ağı ilk sokak eylemini 14 Mart Pazar günü saat 12:00'da Kumkapı Misafirhanesi önünde gerçekleştirdi. Şu ana dek, yurtdışında göç ve göçmenlik meselesi üzerine çalışan örgütlerin deneyimlerinin tartışıldığı toplantılar ve film gösterimleri düzenleyen Göçmen Dayanışma Ağı, 20 Şubat 2010'da geniş bir katılımla tertiplediği Suçlu Değil Göçmen başlıklı forumla birlikte 'göçmen misafirhaneleri'ni hedef alan bir kampanyaya başladığını duyurmuştu. Göçmen Dayanışma Ağı göçmenlerin zorla alıkonulduğu 'misafirhaneler' meselesinden başlayarak maruz kaldıkları ayrımcılığa, barınma, çalışma, sağlık, eğitim haklarının, seyahat özgürlüklerinin hiçe sayılmasına, potansiyel suçlu muamelesi görmelerine ve sınırdışı edilmelerine karşı eylemler yapmayı, görünürlük yaratmayı ve bir dayanışma ağı inşa etmeyi önüne koyan bireylerden oluşuyor.

Misafirhanelere iade-i ziyaret çağrısıyla gerçekleşen eylem, "herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu ve kimsenin bu hakları kullandığı için hapsedilemeyeceğini savunuyor ve sözde ‘misafirhane’ denilen bu merkezlerdeki zulmün durması için bu yerlerin kapatılmasını istiyoruz" diyen ve ellerinde çeşitli dillerde "yalnız değilsiniz" yazan dövizler ve "misafirhane değil hapishane" sloganlı bir pankart taşıyan  altmış kadar eylemcinin ve alıkoyma merkezinin camlarında toplanmış onlarca göçmen tutsağın "özgürlük," "sınırsız, ulussuz, sürgünsüz bir dünya" ve "kimse nedensiz kaçmaz hepimiz göçmeniz" sloganları ve alkışlarıyla yarım saat kadar sürdü.

"Göçmenler sessiz bir savaşın kurbanları. Suçlu ilan ediliyor, alıkonuluyor ve görünmez kılınıyorlar. Sözde yasadışı göçle mücadele olarak adlandırılan şey, aslında bir cephesinde devletler, sınırlar ve kolluk kuvvetleri, beride ise sade insanların olduğu bir savaştan ibaret. Büyük ölçüde Avrupa Birligi hamiliğinde yürütülmekte olan bu savaşta, göçmenler için kampların ya da Türkiye’de bilinen şekliyle misafirhanelerin kullanılması yürürlükteki araçlardan biri yalnızca. Devletler tarafından idari gözetim merkezleri olarak tanımlanan mekanlar, Türkiye’de de alay edercesine “misafirhane” olarak adlandırılıyor. İçişleri bakanlığının kararıyla gözaltına alınan bu göçmenler, yasal sınırı olmayan, bir aydan bir yıla hatta daha fazlasına uzayan sürelerde sınırdışı edilmekle serbest bırakılmak arasındaki sarkaçta tutulmakta. Niçin alıkondukları hakkında bilgilendirilmeyen, ne kadar zaman için kapatılacaklarını bilmeyen bu insanlar, ulusal ve uluslararası belgelerde mevcut olan tüm haklardan da mahrumlar. Suçlu kabul edilerek haysiyet kırıcı şartlarda, küçük ve kalabalık hücrelere tıkılıyorlar. Çocuklar, erişkinler ve aileler aynı muameleye maruz kalıyor. İsnat edilen suçları ise, ülkelerinden ayrılıp sınırları aşarken ‘gerekli’ belgelere sahip olmamak." şeklindeki açıklamasını basına ve kamuoyuna sunan grup bu ziyaretleri düzenli ve farklı biçimlerde yapmayı sürdüreceğini de açıklıkla belirtti.

Polisin sabırsız olduğu gözlenen eylemde sevindirici olan ise daha önceki böylesi girişimlerden farklı olarak bu kez içerideki göçmen tutsaklarla tel örgüler arkasından da olsa doğrudan temas kurulabilmesi ve onlara yalnız olmadıklarının duyurulabilmesiydi. Benzer ziyaretlerden sonra "misafirhane" içindeki göçmenlerin polis şiddetine maruz kaldığına dair edinilen bilgilerin gerçekliği, son eylemde Göçmen Dayanışma Ağı eylemcilerine sivil polislerin yönelttiği "dağılmazsanız çevik kuvvet çağırıp içeri sokarız, hepsini döveriz" tehdidiyle bir kez de bizzat polisin ağızından duyulup kayıt altına alınarak ispatlandı. İçerde yaşanmış ya da yaşanabilecek böylesi keyfi ya da sistematik şiddet pratiklerinin önüne geçmek için Göçmen Dayanışma Ağı'nın misafirhaneler kampanyasıyla birlikte ciddi bir kamuoyu baskısı oluşturmak gerektiği eylemciler tarafında olaya tanık olan basın mensuplarına tebliğ edildi ve Göçmen Dayanışma Ağı'yla birlikte hareket etmek isteyen her kesimden insanın salı günleri MMO İstanbul'un Taksim'deki binasında saat 19:00'da gerçekleşen mutat toplantılara ve izleyen eylemlere katılabileceği iletildi.

www.gocmendayanisma.org

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

   

Kumkapı Misafirhanesine iade-i ziyaret

There are no translations available.

Kumkapı Misafirhanesine İade-i Ziyaret (14 Mart 2010)Dünyada bir hayalet kol geziyor - göçün hayaleti.  Para ve mallar sınırsız dolaşırken, insanların sınırları serbestçe geçmesini bir tehdit olarak gören devletler göçmenleri hapis koşullarında kapatmaktan beis duymuyor. Ne de olsa, doğudan batıya, kuzeyden güneye hiç anlaşamaz denilen hükümetler arasında bile bu konuda bir uzlaşma sağlanmış halde. Devletlerin ifadesiyle “davetsiz misafirlerin” kapatılması giderek yaygın bir uygulama halini almış durumda. Oysa onlar suçlu değil, sadece daha iyi bir yaşam umuduyla tüm sevdiklerini geride bırakmayı, yol boyu ölümle burun buruna gelmeyi göze almış insanlar.

Göçmenler sessiz bir savaşın kurbanları. Suçlu ilan ediliyor, alıkonuluyor ve görünmez kılınıyorlar. Sözde yasadışı göçle mücadele olarak adlandırılan şey, aslında bir cephesinde devletler, sınırlar ve kolluk kuvvetleri, beride ise sade insanların olduğu bir savaştan ibaret.

Büyük ölçüde Avrupa Birligi hamiliğinde yürütülmekte olan bu savaşta, göçmenler için kampların ya da Türkiye’de bilinen şekliyle misafirhanelerin kullanılması yürürlükteki araçlardan biri yalnızca. Devletler tarafından idari gözetim merkezleri olarak tanımlanan mekanlar, Türkiye’de de alay edercesine “misafirhane” olarak adlandırılıyor. İçişleri bakanlığının kararıyla gözaltına alınan bu göçmenler, yasal sınırı olmayan, bir aydan bir yıla hatta daha fazlasına uzayan sürelerde sınırdışı edilmekle serbest bırakılmak arasındaki sarkaçta tutulmakta. Niçin alıkondukları hakkında bilgilendirilmeyen, ne kadar zaman için kapatılacaklarını bilmeyen bu insanlar, ulusal ve uluslararası belgelerde mevcut olan tüm haklardan da mahrumlar. Suçlu kabul edilerek haysiyet kırıcı şartlarda, küçük ve kalabalık hücrelere tıkılıyorlar. Çocuklar, erişkinler ve aileler aynı muameleye maruz kalıyor. İsnat edilen suçları ise, ülkelerinden ayrılıp sınırları aşarken ‘gerekli’ belgelere sahip olmamak.

Yoksulluğun, savaşların, kıyımın ve sefaletin kol gezdiği bu dünyada göç bir suç değil, bir haktır.

Read more: Kumkapı Misafirhanesine iade-i ziyaret

   

Film gösterimi: Bir göçmenlik hikayesi "Welcome" (Hoşgeldin)

There are no translations available.

Film gösterimi: Welcome (11 Mart 2010)Günlük hayatımızda varlıklarından habersiz olduğumuz göçmenler "misafirhane" adıyla var olan yerlerde hapis tutuluyorlar. Göçmen Dayanışma Ağı 14 Mart'ta Türkiye'deki "misafirhane"lerin durumuna dikkat çekmek için Kumkapı Yabancılar Misafirhanesine İade-i Ziyaret'te bulunacak.

Eylem öncesi Yeşil Ev'de "Welcome" filmini izleyip, Göçmen Dayanışma Ağı'ndan Clemence Durand ile eylem ve film üzerine kısa bir soyleşi yapacağız.

Filmde , Fransa’nın kuzeyindeki Calais kentinde yaşayan ve Manş denizini yüzerek geçmeye çalışan kaçak bir Iraklı Kürt göçmen gencin hayatı anlatılıyor.

Yapım: 2009 - Fransa
Süre: 110 dk.
Yönetmen: Philippe Lioret
Senaryo: Olivier Adam, Philippe Lioret, Emmanuel Courcol
Oyuncular: Olivier Rabourdin, Vincent Lindon, Derya Ayverdi, Fırat Ayverdi, Behi Djanati Atai, Fırat Çelik

Yer: Beyoglu Yesil Ev - Istiklal Caddesi Balo Sokak NO: 21/1 Beyoglu
Tarih: 11 Mart 2010, Perşembe
Saat: 19:00

Read more: Film gösterimi: Bir göçmenlik hikayesi "Welcome" (Hoşgeldin)

   

Film gösterimi: 1 Mart "Göçmensiz 24 saat"

There are no translations available.

Film gösterimi ve söyleşi: 1 Mart "Göçmensiz 24 Saat"

İşte Özgür Dünya (It's a Free World)

Yapım: 2007 - İngiltere 
Süre: 96 dk.
Yönetmen: Ken Loach
Senaryo: Paul Laverty
Oyuncular: Kierston Wareing, Juliet Ellis, Leslaw Zurek, Joe Siffleet, Colin Coughlin, Maggie Russell, Raymond Mearns, Davoud Rastagou

Göçmen işçilik üzerine söyleşi

Konuşmacı: Ayşe Akalın

Read more: Film gösterimi: 1 Mart "Göçmensiz 24 saat"

   

1 Mart; Göçmenler olmadan 24 Saat

There are no translations available.

1 Mart; Göçmenler olmadan 24 SaatAvrupa’da göçmenlerin varlığını görünür kılmak için çalışan dayanışma kolektifleri bugün ekonomik ve sosyal yaşama katılmama eylemi yaparak “Yokluğumuzla varlığımızın önemini göstermek istiyoruz” diyor. Her yıl binlerce kişinin üçüncü ülkelere gitmek için geçtiği Türkiye’de sığınmacılar "yabancı misafirhanelerinde" görünmezliğe mahkûm ediliyorlar.

Dünyada siyasi istikrarsızlıklar, ifade özgürlüğüne, cinsel tercihe yapılan müdahaleler, ekonomik yetersizlikler ve çatışmalar yüzünden zorla yerinden edilen ya da göç eden insanların sayısı artarken, göç politikaları bu duruma duyarsız kalıyor, yabancı karşıtı söylemler güçleniyor, göçmenler kötü yaşam koşullarına maruz bırakılıyorlar. Son yıllarda dünya vatandaşlığı, hareket özgürlüğü gibi kavramlarının yaygınlaşması yerine ulus-devlet politikaları ve ayrımcı söylemler salgınlaşıyor.

Tüm bu siyasi denge(sizlik)lerin mağdur ettiği insanlar göç ya da sığınma için gittikleri ülkelerde, bu sefer de göç politikaları yüzünden ikinci kez mağdur oluyorlar. Türkiye de göçmenleri ve sığınmacıları mağdur etmekte uzman ülkelerden bir tanesi.

Göçmenler Türkiye'yi başka ülkelere gitmek için bir geçiş ülkesi olarak kullanıyor. Ancak diğer ülkelere gitmek için gelen yabancılar, 'misafirhane' gibi ironik bir isim verilmiş tutukevlerinde tutuluyorlar.

Read more: 1 Mart; Göçmenler olmadan 24 Saat

   

Forum: Suçlu değil göçmen

There are no translations available.

Dünyada bir hayalet kol geziyor- göçün hayaleti. Bu tehditle başa çıkabilmek için belgesiz göçmenlerin kapatılması giderek yaygın bir pratik halini alıyor.

Devletler tarafından idari gözetim merkezleri olarak tanımlanan mekanlar, Türkiye’de de misafirhane olarak bilinmekte. Bu kapatılma mekanlarının hem Türkiye’de hem de Avrupa’nın kalanında çoğalmaları, göç yönetimi politikalarının inşa ve şekillenmelerinin bir emaresi.  Göçmenler sessiz bir savaşın kurbanları. Suçlu ilan edilmiş, alıkonulmuş ve görünmez kılınmış, sınırları aşma çabalarının sıklıkla ölüme yoldaş olduğu bir haldeler. Sözde yasadışı göçle mücadele olarak adlandırılan şey, aslında bir cephesinde devletler, kolluk kuvvetleri, özel kuvvetler (FRONTEX gibi), sınırlar, silahlar, kanun ve hapis, beride ise sade insanların olduğu bir savaştan ibaret. Nijeryalı göçmen Festus Okey’in yakın tarihli ölümü bu savaşı ete kemiğe büründüren örneklerden sadece biri. AB, sınır ülkelerinden biri olan Türkiye'ye bu savaşa katılması için yoğun baskı uyguluyor ve bu işbirliği karşılığında Türkiye AB'den mali yardım alıyor. T.C. devleti de hiç tereddüt etmeden bu sinsi pazarlığın gereklerini yerine getiriyor.

Büyük ölçüde Avrupa Birliği hamiliğinde yürütülmekte olan bu savaşta, göçmenler için kampların ya da Türkiye’de bilinen şekliyle misafirhanelerin kullanılması yürürlükteki araçlardan biri yalnızca. En büyükleri İstanbul-Kumkapı, İzmir ve Kırklareli’nde yer alan bu kapatılma merkezleri her şehirde mevcut. Misafirhane denilen bu mekanlardan bahsederken kapatılmayı vurgulamak önemli. Kapatılma dediğimiz, devlet tarafından örgütlenen ve göçmenlerin hürriyetten alıkonulmaları ile sonuçlanan her tür eylemdir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, göçmenlerin gözaltına alınmadıklarını ve bu misafirhanelere yerleştirilmelerinin, ülkeye girişi ve ülkede bulunmayı düzenleyen kanunlara aykırı davrananların (yani devletin yasadışı göçmen tanımladıklarının) sınırdışı edilmeleri sürecinde bir ara durak olduğunu iddia etmekte.

İçişleri bakanlığının kararıyla gözaltına alınan bu göçmenler, belirlenmiş (yasal) sınırı olmayan, bir aydan bir yıla hatta daha fazlasına uzayan sürelerde sınırdışı edilmekle serbest bırakılmak arasındaki sarkaçta tutulmakta.  Niçin tutuklandıkları hakkında bilgilendirilmeyen, ne kadar zaman için kapatılacaklarını bilmeyen, hukuki yardım ve temel sağlık hizmetlerine erişim imkanları bulunmayan bu insanlar, T.C. anayasasında ve uluslararası belgelerde mevcut olan tüm haklardan da mahrumlar.

Suçlu kabul edilerek, haysiyet kırıcı şartlarda, küçük ve kalabalık hücrelere tıkılmaktalar.  Çocuklar, erişkinler ve aileler aynı muameleye maruz kalmakta. İsnat edilen suçları ise, ülkelerinden ayrılıp sınırları aşarken ‘gerekli’ belgelere sahip olmamaları.

Göç bir haktır. Biliyoruz ki, yaşadığımız dünyada en temel insan hakları, devletler tarafından sadece “vatandaşlık hakkı” şemsiyesi altına girebildiği ölçüde tanınıyor. Oysa göç hakkı, tanımı gereği çoğu kez devletlerin ve dolayısıyla vatandaşlık kavramının sınırlarını aşan bir eylemi tarif etmektedir. Bu nedenle de devletler kendi egemenlik alanlarının sınırlarını aşarak vücud bulan bu hakkı sıklıkla suç olarak nitelemeye çalışmaktalar. Bu büyük bir zorbalıktır.

Read more: Forum: Suçlu değil göçmen

   

Göçmen Dayanışma Ağı çağrı metni

There are no translations available.

Size bir teklifimiz var. Hemen simdi küçük bir çanta hazırlayın, bu gece yola çıkıyorsunuz ve sevdiklerinizi, akrabalarınızı, evinizi, arkadaşlarınızı, içinde doğup büyüdüğünüz her şeyi belki de bir daha hiç görmemek üzere geride bırakacaksınız. Nereye mi? Eğer hayatta kalmayı başarabilirseniz, sizi kabul etmek istemeyen, aşağılayan, dışlayan bir hayata sığınmaya; belki de son durağı hiç olamayacak karanlık bir yolculuğa.

Şu anda dünya üzerinde bu ürkütücü yolculuğa çıkmış, çocuklar da dahil milyonlarca göçmen var. Kimisi savaşlar nedeniyle, kimisi devlet teröründen kaçmak için, kimisi hayatta kalabilmek için, kimisi daha iyi bir yasam için, kimisi de sadece gitmek için düşüyor bu yola…

Göçmenler surlarını yükseltip silahlarla donatan, sınırlarında göçmenlere savaş açan ülkelere ulaşmaya çalışıyorlar, ya da kendi ülkelerinde zorla yerlerinden ediliyorlar. Türkiye de bu ülkelerden biri ve bu uzun yolculuğun bir parçası. Bazıları için Avrupa’ya giden yolda bir durak yeri, bazıları için zulümden kaçıp geldikleri bir sığınak, bazıları için ise kendilerine yeni bir yasam kurmaya çalıştıkları bir memleket.

Biz, Göçmen Dayanışma Ağı olarak bu yolculuğa ister sınırların dışından, ister içinden başlamış olsun, bütün göçmenlerin hem devlet, hem de toplumun çoğunluğu tarafından büyük bir ayrımcılığa maruz bırakıldığını düşünüyoruz. Göçmenlerin barınma, çalışma, sağlık, eğitim haklarının, seyahat özgürlüklerinin hiçe sayılmasını, potansiyel suçlu muamelesi görmelerini kabul etmiyoruz. Biz bu hakların sadece toplumun belli bir kesimine tanınan ayrıcalıklar değil, vatandaş olsun olmasın, uyruğu, etnik kökeni, politik görüsü, dini inancı, toplumsal cinsiyeti, cinsel yönelimi ve yası ne olursa olsun “kağıtlı”, “kağıtsız” herkese ait olduğuna inanıyoruz. Bizler, hemen yanı basımızda sessiz bir işbirliği ile devam eden bu ayrımcılığın ve zulmün suç ortağı olmak istemiyoruz. Göçmenlere dayatılan koşulları kabul edilemez buluyor, aşağılanmalarına, dışlanmalarına, “misafirhane” adı verilen yerlerde zorla alıkonulmalarına, ikamet haracı ödemek zorunda bırakılmalarına, açlığa, hastalığa mahkum edilmelerine ve zorla ülkelerine (belki de ölüme) geri gönderilmelerine göz yummuyoruz.

Read more: Göçmen Dayanışma Ağı çağrı metni

   

26 Eylül Kumkapı eylemine çağrı

There are no translations available.

20 Eylül Cuma günü, İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğü'nün Kumkapı’daki ‘Misafirhanesi’nde zorla alıkonan 100’den fazla göçmen, yaşam şartlarını protesto etmek için isyan çıkardı.

Aynı günlerde Kırklareli Gaziosmanpaşa Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde sebep gösterilmeden bir yıldan fazla süredir hapsedilen İranlı göçmenler açlık grevindeydiler. 18 Eylül’de merkezde bir yangın çıkmış, üstüne polis göçmenlere ölçüsüz bir şiddetle saldırmıştı.

Bundan yaklaşık bir yıl önce hiçbir suçları olmadığı halde aylardır Kumkapı ‘Misafirhanesi’de tutulan, işkence görüp aç bırakılan 786 göçmen ayaklanarak dışarıya, bizlere, seslerini duyurmaya çalışmıştı.

Polonyalı göçmen Dariusz Witek 18 Eylül 2008'de bu ‘Misafirhane’de şüpheli bir şekilde ölmüştü.

Haziran 2008’de Türkiye'den sığınma talebinde bulunan Pakistanlı, Bangladeşli, İranlı ve Afgan göçmenlerin tutulduğu Kırklareli’ndeki Merkez’de çıkan ayaklanmada ‘kaza sonucu’ bir göçmen öldürülmüştü.

Ağustos 2007’de sokakta yürürken ‘şüpheli olduğu’ gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alınan Nijeryalı Festus Okey, Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü'nde bir polis memuru tarafından vurularak öldürülmüştü.

Hiçbirini unutmadık! Tüm bunların tesadüf olmadığını biliyoruz!

Bu isyanlar, NATO gibi kurumlar tarafından desteklenen savaş ve kıyımlardan; IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi küresel kapitalizmin muktedirlerince dayatılan politikalar yüzünden doğan açlık, kuraklık ve yoksulluktan kaçanların içerisine düştükleri insanlık dışı yaşam koşullarına karşı yükseltilmiş birer çığlıktır.

Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların ve devletlerin işbirliğiyle küresel ölçekte dayatılan sınır ve göç politikalarına karşı başlatılmış ayaklanmalardır. Frontex ve Eurodac gibi AB menşeli sınır ve göç kontrol birimlerinin neden olduğu vahşete verilmiş bir cevaptır.

 

Bugün burada kendilerine yeni bir hayat kurmak için evlerini, yaşadıkları mahalleleri, sevdiklerini geride bırakmak zorunda kalan göçmenlerin yaşam haklarını savunmak için bulunuyoruz.

‘Misafirhane’ gibi alaycı bir isim verdiğiniz bu utanç merkezinde hapsedilmiş göçmen kardeşlerimize yalnız değilsiniz demek için bugün buradayız.

Türkiye’nin dört bir yanındaki sözde misafirhanelerde, uydu kentlerde ya da yanı başımızda yaşayan göçmenler yeterli beslenemiyor, sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayamıyor, eğitim göremiyorlar. Tek ‘suç’ları sözde sınırlarınızı aşmak olan bu göçmenler hapsedildikleri binalarda, kamplarda polis baskısına ve şiddetine maruz kalıyorlar. Kendi ülkelerinde yaşamları tehlike altında olan bu insanlar yeni bir yaşam hayaliyle geldikleri bu sokaklarda farklılıkları nedeniyle aşağılanıyor ve dışlanıyorlar.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, dünyada kayda geçmiş olan 20 milyona yakın mülteci, sığınmacı ve yerinden edilmiş insan var. Bunların 21.261 tanesi Türkiye’de yaşamaya çalışıyor. Bu sadece buzdağının görünen kısmı. Bu sayıdan çok daha fazla kişi, bir sonuç çıkmayacağını bildiği için sığınma başvurusu bile yapmıyor, gizli saklı, hayatta kalma mücadelesi veriyor. Türkiye 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesine bir ‘coğrafi sınırlama’ ile taraf olduğu için ‘Avrupa dışındaki ülkelerden gelen’ göçmenlere ‘iltica’ hakkı tanımıyor.

Bizler herkesin koşulsuz ve kuralsız serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu, yetişkin ya da çocuk hiç kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını savunuyoruz. Misafirhanelerin ve barınma merkezlerinin kapatılması için, göçmenlerin maruz kaldıkları baskının, mahkûmiyet koşullarının ve sınır dışı uygulamalarının son bulması için bugün buradayız. Bundan sonra da göçmen haklarının takipçisi olacağız.

Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde zorla alıkonan, kaçak yaşamaya zorlanan, dışlanan tüm göçmenlerin yanındayız.

Çünkü biliyoruz ki insanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlar yasadışıdır.

Çünkü biliyoruz ki kimse nedensiz kaçmaz.

Çünkü hepimiz göçmeniz; buradayız, kalacağız, yaşayacağız.

Direnistanbul Koordinasyonu

   

Page 2 of 2

Facebook'ta paylaş

gocmenhaklari