Türkçe (Türkiye)English (United Kingdom)

Eylem çağrısı: Göçmen avcıları hoş gelmediniz!

Avrupa Birliği Sınır Güvenliği Birimi – Frontex, Avrupa Birliği ülkelerine gitmeye çalışan göçmenleri durdurmak amacıyla Türkiye-Yunanistan sınırındaki Meriç Bölgesi’ne Acil Sınır Müdahale Ekipleri’ni konuşlandıracak.

Bizler Atina Mülteci ve Göçmenlerle Toplumsal Dayanışma Ağı ve İstanbul Göçmen Dayanışma Ağı olarak temel insan haklarına aykırı bu baskıcı politikalara direniyoruz.

Frontex’i protesto etme amacıyla 30 Ekim 2010 günü saat 12:00’de Avrupa Birliği Dönem Başkanı Belçika’nın İstanbul Başkonsolosluğu önünde yapacağımız basın açıklamasına tüm duyarlı insanları davet ediyoruz.

TARİH: 30 Ekim 2010
SAAT: 12:00
YER: Sıraselviler Caddesi No: 73 Belçika Başkonsolosluğu

******

BASIN AÇIKLAMASI:

Göçmen avcıları hoş gelmediniz!

Avrupa Birliği Sınır Güvenliği Birimi – Frontex adıyla 2005’te kurulan ve asıl amacı Avrupa Birliği ülkelerine gitmeye çalışan göçmenleri durdurmak olan kurum, Acil Sınır Müdahale Ekipleri’ni 26 Ekim 2010’da Türkiye-Yunanistan sınırındaki Meriç Bölgesi’ne konuşlandıracağını açıkladı.

Bu “Acil Sınır Müdahale Ekipleri” yeni bir hayata yolculuk etmeye çalışan savunmasız insanları engellemeyi amaçlayan, ölümcül silahlarla donatılmış bir askeri güçtür. Bu sebeple, Türkiye ve Yunanistan’a bir yardım ve destek sunuluyormuş ya da bir lütuf yapılıyormuş gibi değerlendirilmemelidir.

Emperyalist savaşlar ve çevre felaketleri sonucu yoksulluğa mahkûm edilen insanlara karşı seferber olmuş olan bu ordu, göçmenlere karşı hareket etmekte; onları temel bir hak olan sığınma hakkından mahrum bırakmakta; daha güvenli topraklara ulaşmalarını engellemekte ve yaşamlarının tehlike altında olacağı ülkelere sınırdışı edilmeleri ihtimalini artırmaktadır.

Bu ordu, “acil önlemler” uygulayarak toplumu terörize etmeyi amaçlamakta ve bu yüzden aslında topluma karşı bir tehdit oluşturmaktadır.

Bu ordu, toplulukları yerinden etmeyi ve parçalamayı hedeflerken, Avrupa ve komşusu ülkelerde insanlık dışı baskılar üreten bir politikanın tezahürüdür.

AB ülkeleri, Yunanistan ve Türkiye devletlerine “yardım ve dayanışma” teklif ederken, aslında hakları daraltan baskıcı politikaları dayatmaktadırlar.

Hiç şüphe yok ki, mevcut Yunanistan hükümeti, ekonomik krizden dolayı toplumsal gerilimin arttığı bu dönemde, göçmenleri günah keçisi haline getiren Sarkozy ve Berlusconi’nin izinden gidiyor. Türkiye hükümeti ise konuyu Avrupa Birliği’nden talep ettiği Schengen alanında vize muafiyeti için bir pazarlık aracı olarak görüyor.

Bizim konumumuz belli: Göçmenler vatandaşların gelirlerine, meslek hayatlarına ya da güvenliklerine bir tehdit teşkil etmezler. Göçmenleri “yasadışı” kılan, devletlerin politikalarıdır. Aynı politikalar, onların yerli işverenler tarafından ekonomik olarak sömürülmelerini de mümkün kılmaktadır.

Devletlerin politikaları, göçmenleri sığınma hakkından ve insanca muamele görebilecekleri sığınaklara yerleşme hakkından mahrum bırakmaktadır.

Bu müdahale ekiplerinin oluşturulmasıyla, göçmen politikaları artık polis güçlerine ve Avrupa’nın ordularına teslim edilmekte.

Yunanistan ve Türkiye hükümetleri ve medyası, göçmenleri yerli halk için bir tehlike unsuruymuş gibi gösteriyor. Buna izin vermeyeceğiz!

Frontex’e karşı direniyoruz. Avrupa’daki ırkçılığın yarattığı “yeni düşmana” karşı harekete geçen Avrupa militarizminin temsilcilerine direniyoruz.

Frontex’in göçmen-avcıları buraya hoş gelmediniz!

Hepimiz göçmeniz!

Mülteci ve Göçmenlerle Toplumsal Dayanışma Ağı - Atina

Göçmen Dayanışma Ağı - İstanbul

 

"Kağıtsız" Göçmen Kadınların Sorunlarını Konuşuyoruz

Geçen hafta gündeme gelen Türkmenistanlı kağıtsız bir göçmen kadının polis tecavuzune uğradığı iddasinın ardından kadının ifadesini geri çekmesi ve sınırdışı edilmesiyle sonuçlanan cinsel şiddet vakasıyla birlikte kadın göçmenlerin yaşam ve çalışma koşulları konuşulmaya ve tartışılmaya başladı. Türkiye'de ağırlıklı olarak ev işi, bakım ve hizmet, seks ve tekstil sektörlerinde her türlü güvenceden yoksun çalışan, ayrımcılığa uğrayan, her an sınırdışı edilme tehditi altında yaşayan ve polis şiddetine maruz kalan göçmen kadınların sorunlarını konuşmak, beraber bu konuda yapabileceklerimizi tartışmak için 12 Haziran Cumartesi günü saat 17.00'da Barış için Kadın Girşimi'nin yeni mekanında buluşuyoruz.

Tüm kadınları bekliyoruz.

Göçmen Dayanışma Ağı ve Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu

Tarih:12 Haziran Cumartesi
Saat 17.00
Yer: Barış için Kadın Girşimi
Nane Sokak. No: 18 Beyoğlu(Ağacami arkası, sağdan üçüncü sokak)

CİNSEL ŞİDDETE KARŞI KADIN PLATFORMU
Türkiye çapında, 1990’lardan bu yana kadına yönelik şiddetle mücadele eden çeşitli örgütlerinin üye olduğu platform;  cinsel şiddetle feminist yöntemlerle mücadele etmek: Farkındalık yaratmak/arttırmak, kamuoyu ve caydırıcılık oluşturmak; cinsel şiddete maruz kalan kadınların (ve çocukların) emniyet ve sağlık kuruluşları ile adli makamlardaki iş ve işlemlerinin en iyi şekilde gerçekleşmesi için cinsel şiddet kriz merkezlerinin kurulmasını sağlamak;  cinsel şiddete karşı kadınlar arasında dayanışma ağları oluşturmak için çalışıyor.
http://www.cinselsiddetekarsikadinplatformu.org/
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

   

Açın kapıları: 2010 Kültür Başkenti'nin misafir kültürü gözler önünde!

 

ACIN KAPILARI: 2010 Kultur Baskenti'nin misafir kulturu gozler onunde! 

Yıllardır Avrupa Birliği'ne girmek için sırada bekleyen Türkiye, AB'nin sınırları ile çevrili büyük hapishanenin kapısında, üstüne düşen jandarmalık görevini layığıyla yerine getiriyor. Üçüncü ülkelerden Avrupa'ya gitmeye çalışan göçmenler, Türkiye'de insan haklarına, hiçbir hukuka ve adalete sığmayan "misafirhane/geri gönderme merkezi" olarak tanımlanan adı konmamış hapishanelerde olağanüstü kötü şartlarda kapatılıyorlar. Bunların en büyüklerinden biri de, '2010 Avrupa Kültür Başkenti' unvanını alan, öte yandan kentsel donusum ve soylulastirma “projeleriyle” kültürlerin yok edildiği İstanbul’un tarihi yarımadasında bulunan Kumkapı Göçmen Misafirhanesi. 

AB fonlarıyla İstanbul'un tarihi binalarının dış yüzlerini temizleyerek Avrupa kültür mirasına katkı yapan Türkiye, Avrupa'ya dışarıdan gelenlere kapıları kapatma kültürüne de en gaddar koşulları yaratarak destek oluyor. Her fırsatta misafirperverliği ile övünen bir ülkenin 'misafirhane' adında kullandığı merkezler, kültür ve sanata verdiği yüksek önemi, insanların insanca yaşama koşullarına göstermeyen Avrupa'nın ikiyüzlülüğünün de Türkiye'deki bir devamı aslında. 

Ayrımcı kültürün şık salonlara sığmayan elit neşesi, şimdi de Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde İstanbul'da olağan koşullarda ziyaret edilmesi mümkün olmayan tarihi ve mimari öneme sahip binaların "Açık Kapı Festivali" adıyla 22-30 Mayıs arasında ziyaret edilmesini içeriyor. 

Bizler, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu savunan Göçmen Dayanışma Ağı (GDA) olarak Avrupa ile çevresindeki göçmen kampları üzerine çalışan Paris merkezli bir aktivist ağı olan Migreurop ile birlikte Kumkapı Misafirhanesi'nin de kapılarının bir daha kapanmamak üzere açılmasını istiyoruz. 'Göstermekten gurur duyulan kilise, cami ve tarihi binalar ne kadar kültürse, kapatılma merkezleri de o kadar kültürünüzdür' diyoruz ve sizi 28 Mayıs Cuma günü saat 19.15'de Kumkapı'da göçmenlik gerçekliğini görünür kılmak için düzenlediğimiz eyleme çağırıyoruz. 

Sınırsız, ulussuz, surgunsuz, ozgur bir dünyada yaşamak isteyen herkesi bekliyoruz.

 

Tarih / Yer : 28 Mayıs 2010 Cuma saat

19:00 Beyazıt Tramvay Durağı

19:15 Kumkapı Yabancılar Misafihanesi önü (Eski Bölge İdare Mahkemesi Vergi Mahkemesi Binası)

Muhsinehatun Mahallesi, Büyük Kömürcü Sk, 1-23, 34126 Kumkapı

 

Gocmen Dayanisma Agi / Migrant Solidarity Network 

http://www.facebook.com/events/create/index.php?eid=110628542315316

http://www.facebook.com/group.php?gid=116530175039689

http://www.gocmendayanisma.org/

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız  

http://www.migreurop.org/IMG/pdf/Programme_TR_site.pdf

http://www.migreurop.org/article1633.html?lang=en

 

OPEN DOORS

The hospitality culture of the 2010 European Capital of Culture is in sight! 

As a country that has been waiting for so many years to be admitted into the European Union, Turkey is perfectly fulfilling its gendarmerie mission at the gate of the huge prison confined by European frontiers. Migrants who try to reach Europe through Turkey are kept under custody in so-called “guest houses/return centres” which are in effect detention centres where seemingly no criterion of human rights, law or justice applies and where migrants are detained under exceptionally bad conditions. One of the biggest of these detention centres is the Kumkapı Guest House which is located in the historical peninsula of Istanbul; the city which has received the title of 2010 European Capital of Culture. 

While Turkey contributes to European cultural heritage by cleaning the façades of historical buildings in Istanbul, simultaneously it supports European anti-immigration politics by creating the cruelest conditions for migrants who want to reach Europe. Turkey is a country which boasts of its hospitality, yet the function and use of so-called “guest houses” are a reflection of the European hypocrisy which deprives human beings of humane living conditions while cherishing culture and art. 

The elitist joy of discriminatory culture now includes a festival -the “Open Doors Festival” organized as part of the Culture capital festivities, taking place from 22nd to 30th of May- which brings the opportunity to visit historically and architecturally important buildings in Istanbul that are usually closed to the public. 

As Migrant Solidarity Network, we contend that everybody has unconditionally the right to freedom of movement and freedom to live where s/he wants. We ask together with Migreurop, a Paris-based activist network fighting against migrant camps across Europe, that the doors of the Kumkapı Guest House also be opened once and for all. We claim that “if the churches, mosques and historical buildings that you so proudly exhibit are part of your culture, then so are the detention centres!”    

We invite you to the event that we are organizing to render visible the reality of migrants on Friday, May 28th 2010, at 7.15 pm. 

 

Everybody who wants to live in a world without borders, without nations and without exiles is welcome to join us. 

Time / Venue: May 28 2010, Friday

at 19:00 Beyazıt Tramway station

at 19:15 in front of the Kumkapı Foreigners Guesthouse

(The old building of “Bölge İdare Mahkemesi Vergi Mahkemesi Binası”)

Address: Muhsinehatun Mahallesi, Büyük Kömürcü Sk, 1-23, 34126 Kumkapı 

Migrant Solidarity Network (Göçmen Dayanışma Ağı) 

 

http://www.facebook.com/group.php?gid=116530175039689

http://www.gocmendayanisma.org/

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız  

http://www.migreurop.org/IMG/pdf/Programme_TR_site.pdf

http://www.migreurop.org/article1633.html?lang=en

 

Die Kulturhauptstadt 2010 führt ihre Kultur der Gastfreundschaft vor aller Augen! 

Die seit Jahren die Mitgliedschaft in der Europäischen Union anwartende Türkei, versäumt es nicht, das ihr an den Grenzen des großen europäischen Gefängnisses zustehende Gendarmenamt auf vorbildliche Weise zu verwalten. Immigranten aus den Ländern der Dritten Welt werden ohne Rücksicht auf die Menschenrechte und ohne jegliche Rechtsgrundlage unter außerordentlich menschenunwürdigen Bedingungen in als „Gasthäuser/Rückkehrzentren“ beschriebene, namenlose Gefängnisse gesperrt. Eines der größten Gefängnisse, das die europäische Kulturhauptstadt 2010, die zugleich durch Stadterneuerungs- und Gentrifizierungsprojekte, alternative Lebensstile vernichtet, beherbergt, ist das Kumkapi Immigranten Gasthaus auf der historischen Halbinsel Istanbuls. 

Die Türkei, die als Beitrag zum europäischen Kulturerbe mit Mitteln der EU die Fassaden der historischen Gebäude Istanbuls herausputzt, unterstützt zugleich durch die Schaffung grausamer Rahmenbedingungen, die Kultur der Zurückweisung in Bezug auf Menschen, die außerhalb von Europa kommen. Das bei jeder Gelegenheit sich mit ihrer Gastfreundschaft rühmende Land, stellt mit ihren als „Gasthäuser“ bezeichneten Zentren, nur eine Fortführung der europäischen Heuchelei dar, die einerseits der Kunst und Kultur einen hohen Stellenwert beimisst, andererseits aber keine Bedingungen für ein menschenwürdiges Miteinander schafft. 

Die Kultur der Diskriminierung, deren elitäre Fröhlichkeit in keinen schicken Saal zu passen scheint, ermöglicht im Rahmen der Kulturhauptstadt-Aktivitäten unter dem Titel „Offene Tür Festival“ zwischen dem 22. und 30. Mai den Besuch von normalerweise unzugänglichen, historisch wie architektonisch wertvollen Gebäuden. Während des Events können u. A. die  Heybeliada Ruhban Schule, die Selimiye Kaserne, das Griechische Patriarchat Fener, die Präsidentschaftliche Sommerresidenz und die Psychiatrie und Nervenheilanstalt Bakirköy besucht werden. 

Wir, das Immigranten Solidaritätsnetzwerk, die das bedingungslos freie Reise- und Aufenthaltsrecht für jeden Menschen verteidigen, fordern gemeinsam mit dem in Paris ansässigen Immigranten Netzwerk Migreurop, die Öffnung der Pforten des Kumkapi Gasthauses. Wir sagen „Die Einsperrungszentren sind genauso Teil unserer Kultur wie die stolz vorgeführten Kirchen, Moscheen und historischen Gebäude“ und rufen euch auf, am Freitag, den 28. Mai 2010 um 18.30 Uhr vor Kumkapi, gemeinsam mit uns dem wahren Zustand von Immigration ein Gesicht zu geben. 

Jede/r, der/die in einer freien Welt ohne Grenzen, Nationen und Abschiebungen leben möchte, ist herzlich eingeladen, sich mit uns an der Protestaktion vor dem Kumkapi Gasthaus, das im Rahmen des internationalen Veranstaltungsprogramms von Migreurop, das vom 27.-29. Mai an der Mimar Sinan Universität stattfindet, teilzunehmen.  

Wir erwarten jede/n, der/die in einer freien Welt ohne Grenzen, Nationen und Abschiebungen leben möchte. 

Datum/Ort: Freitag, 28. Mai 2010 um 

19.00 Beyazit Tram Station

19.15 Kumkapi Ausländer Gasthaus (Altes Kreisverwaltungsgericht, Steuergerichtsgebäude)

Muhsinehatun Mahallesi, Büyük Kömürcü Sk, 1-23, 34126 Kumkapı 

 

Immigranten Solıdaritaetsnetzwerk / Migrant Solidarity Network 

http://www.facebook.com/group.php?gid=116530175039689

http://www.gocmendayanisma.org/

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

إفتحوا الأبواب: لترى الأعين عاصمة الثقافة لسنة 2010 و ثقافة معاملة الضيوف.

سنين طويله مرت وتركيا تنتظر على أبواب الإتحاد الأوروبي من أجل الإلتحاق به, و وفي نفس الوقت تقوم بدور اللائق للشرطي المتقدم في حراسة أبواب السجون المحيطه بحدود الإتحاد الأوروبي . حقوق الإنسان في تركيا لا تتسع و تتضمن أي نوع من العدالة للمهاجرين اللذين يقدمون من العالم الثالث, وتقوم بزجهم بما يسمى " المضافه / أو مركز االترجيع"  هذا المركز الذي هو بمثابه سجن سئ الشروط للمعيشة الإنسانية. وهذا المكان من أكبر هذه السجون في إسطنبول التي أخذت عنوان  "عاصمة أوروبا للثقافة لسنة 2010 " ويقبع هذا السجن في ما يسمى شبه الجزيره التاريخيه واسمه كوم كابي  لضيافة المهاجرين.

   إسطنبول التي عملت على تحسين و تلميع واجهات ابنيتها القديمة بدعم مالي أوروبي, ولكي تساهم في نفس الوقت على دعم ميراث الثقافة الأوروبي, تقوم أيضا وبشكل غادر بأغلاق أبوابها أمام القادمين للدخول إلى أوروبا. هذه الدولة التي تتباها بدورها المضياف للقادمين أليها دائما, وتعطيأيضا  وبعناية إسماء مراكز الضيافة والثقافة و الفن بشكل ملفت للنظر, هي كما اوروبا لا تمنح الناس القادمين إليها شروط المعيشة الإنسانيه , تركيا أيضا تبدي الدور المكمل لهذا الدور البشع.

   مداوميين صالونات الطبقه النخبى في المجتمع ورواد الفصل الأجتماعي, الآن وفي إطار فعاليات عاصمة الثقافة في إسطنبول لأماكن تاريخيه و معماريه مهمة يصعب في الوقت الطبيعي زيارتها والوصول إليها, يقومون بعمل مهرجانات تحت إسم "أبواب مفتوحة" لهذه الاماكن القيمة بين 22-30  لشهرأيار الجاري.

   نحن, ندافع عن مبدأ ان لكل إنسان حرية التنقل و المعيشة وبدون أية قيود أو شروط في أي مكان يريدة, ندافع عن هذا تحت إسم شبكة التضامن مع المهاجرين, نحن و شبكة ميجإيروبMigreurop  الذي يمارس فعالياته و مركزه في باريس, نطالب أن تفتح أبواب المضافة كوم كابي و بدون أن رجعة. نقول " بكل غرور ما نريد أن يعتز به من كنائس و جوامع وأماكن قديمة كثقافة , مراكز إغلاق و توقيف الناس هي بنفس القدر الثقافي لكم" و نود أن ندعوكم يوم الجمعة القادم  28 أيار الساعة 19:15 للتظاهر في منطقة الكوم كابي كي يرى الجميع حقيقة المهاجرين و ما يعيشونه.   

 ندعوا كل الذين يريدون العيش في دنيا حرة بدون حدود, بدون قوميات و بدون إبعادات.

التاريخ: 28 أيار يوم الجمعة.

المكان / والساعة : 19:00 (موقف الترامفاي في البيازي).

 19:15 في الكوم كابي أمام المضافة كوم كابي.

العنوان بالتركي: (Eski Bölge İdare Mahkemesi Vergi Mahkemesi Binası)

(Muhsinehatun Mahallesi Büyük Kömürcü Sk, 1-23 Kumkapı                                                                                                 شبكة التضامن مع المهاجرين

www.gocmendayanisma.org // Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

   

Forum: Yeni yasal düzenlemeler bağlamında Türkiye’de göç, iltica ve AB-Türkiye ilişkileri

Türkiye’de yaşayan göçmen ve mülteciler, sayıları yüzbinleri aşmasına rağmen, kendilerine ne devletin ne de toplumsal muhalefetin gündeminde yer bulabilmekte.

Öte yandan, Türkiye hükümeti hem göçmen ve mülteci nüfusundaki artış nedeniyle hem de Avrupa Birliği'ne uyum adı altında göç ve iltica alanlarında özgürlükleri daha da sınırlandıran yeni yasal düzenlemeler öngörüyor.

Söz konusu düzenlemelerin bir parçası olan “İltica ve Yabancılar Kanunu” tasarı taslakları ve Mart 2010 tarihinde yayımlanan “iltica ve yasadışı göç ile mücadele” genelgeleri, devletin göç ve iltica politikalarında süregelen keyfiyeti resmi politikaya dönüştürmeye yeltendiğinin açık emareleridir.

Biz Göçmen Dayanışma Ağı olarak, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını veya sürekli sınır dışı edilebilir konumda tutulamayacağını savunuyoruz. İnsanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlar yasadışıdır. Çünkü göç bir suç değil bir haktır.

Devletin suçlu ilan ederek kapattığı, temel haklardan mahrum bıraktığı göçmenlerin, alıkonma esnasında hangi haklar verilirse verilsin, koşullarda hangi iyileştirmeler yapılırsa yapılsın, hareket özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağını, adı her ne olursa olsun, göçmenleri hapsetmeye yönelik merkezlerin kesinlikle kabul edilemeyeceğini ve insanların sınırları aşma ve farklı bir yerde yerleşme iradelerinin onları kapatma sebebi olarak gösterilmesinin hiçbir ahlakî, insanî ve meşru zemini olamayacağını söylüyoruz.

Devamını Oku: Forum: Yeni yasal düzenlemeler bağlamında Türkiye’de göç, iltica ve AB-Türkiye ilişkileri

   

Ermeni göçmenlere yönelik tehdidi protesto ediyoruz

  • Minag cek (Yalnız değilsiniz) Minag cek (Yalnız değilsiniz)

Başbakan Erdoğan'ın 100 bin Ermeni göçmeni gönderme tehdidi, Türkiye'nin, dahası ulus-devletlerin göçmenlere nasıl baktığının bir kanıtı.

Göçmenler, uluslararası siyasette piyon, ülke sınırları içinde ucuz işgücü olarak görülüyorlar.

Oysa biz millet, ırk, etnik köken,din, cinsiyet ve cinsel yönelimi ne olursa olsun herkesin hareket özgürlüğüne ve istediği yerde yaşama hakkına sahip olduğunu savunuyoruz.

Vatandaş ile göçmen arasındaki hak ayrımına hayır demek için!
Göçmenlerin dışlayıcı, sömürücü devlet politikalarında piyon haline gelmesine tepki göstermek için!
Tek bir göçmenin bile gönderilmesini kabul etmediğimiz için!

Yarın (19 Mart, Cuma), saat 18:00'de
Taksim Tramvay Durağında
Sınırsız Ulussuz Sürgünsüz Bir Dünya!

Göçmen Dayanışma Ağı

 

Devamını Oku: Ermeni göçmenlere yönelik tehdidi protesto ediyoruz

   

Film gösterimi: Bir göçmenlik hikayesi "Welcome" (Hoşgeldin)

Film gösterimi: Welcome (11 Mart 2010)Günlük hayatımızda varlıklarından habersiz olduğumuz göçmenler "misafirhane" adıyla var olan yerlerde hapis tutuluyorlar. Göçmen Dayanışma Ağı 14 Mart'ta Türkiye'deki "misafirhane"lerin durumuna dikkat çekmek için Kumkapı Yabancılar Misafirhanesine İade-i Ziyaret'te bulunacak.

Eylem öncesi Yeşil Ev'de "Welcome" filmini izleyip, Göçmen Dayanışma Ağı'ndan Clemence Durand ile eylem ve film üzerine kısa bir soyleşi yapacağız.

Filmde , Fransa’nın kuzeyindeki Calais kentinde yaşayan ve Manş denizini yüzerek geçmeye çalışan kaçak bir Iraklı Kürt göçmen gencin hayatı anlatılıyor.

Yapım: 2009 - Fransa
Süre: 110 dk.
Yönetmen: Philippe Lioret
Senaryo: Olivier Adam, Philippe Lioret, Emmanuel Courcol
Oyuncular: Olivier Rabourdin, Vincent Lindon, Derya Ayverdi, Fırat Ayverdi, Behi Djanati Atai, Fırat Çelik

Yer: Beyoglu Yesil Ev - Istiklal Caddesi Balo Sokak NO: 21/1 Beyoglu
Tarih: 11 Mart 2010, Perşembe
Saat: 19:00

Devamını Oku: Film gösterimi: Bir göçmenlik hikayesi "Welcome" (Hoşgeldin)

   

Kumkapı Misafirhanesine iade-i ziyaret

Kumkapı Misafirhanesine İade-i Ziyaret (14 Mart 2010)Dünyada bir hayalet kol geziyor - göçün hayaleti.  Para ve mallar sınırsız dolaşırken, insanların sınırları serbestçe geçmesini bir tehdit olarak gören devletler göçmenleri hapis koşullarında kapatmaktan beis duymuyor. Ne de olsa, doğudan batıya, kuzeyden güneye hiç anlaşamaz denilen hükümetler arasında bile bu konuda bir uzlaşma sağlanmış halde. Devletlerin ifadesiyle “davetsiz misafirlerin” kapatılması giderek yaygın bir uygulama halini almış durumda. Oysa onlar suçlu değil, sadece daha iyi bir yaşam umuduyla tüm sevdiklerini geride bırakmayı, yol boyu ölümle burun buruna gelmeyi göze almış insanlar.

Göçmenler sessiz bir savaşın kurbanları. Suçlu ilan ediliyor, alıkonuluyor ve görünmez kılınıyorlar. Sözde yasadışı göçle mücadele olarak adlandırılan şey, aslında bir cephesinde devletler, sınırlar ve kolluk kuvvetleri, beride ise sade insanların olduğu bir savaştan ibaret.

Büyük ölçüde Avrupa Birligi hamiliğinde yürütülmekte olan bu savaşta, göçmenler için kampların ya da Türkiye’de bilinen şekliyle misafirhanelerin kullanılması yürürlükteki araçlardan biri yalnızca. Devletler tarafından idari gözetim merkezleri olarak tanımlanan mekanlar, Türkiye’de de alay edercesine “misafirhane” olarak adlandırılıyor. İçişleri bakanlığının kararıyla gözaltına alınan bu göçmenler, yasal sınırı olmayan, bir aydan bir yıla hatta daha fazlasına uzayan sürelerde sınırdışı edilmekle serbest bırakılmak arasındaki sarkaçta tutulmakta. Niçin alıkondukları hakkında bilgilendirilmeyen, ne kadar zaman için kapatılacaklarını bilmeyen bu insanlar, ulusal ve uluslararası belgelerde mevcut olan tüm haklardan da mahrumlar. Suçlu kabul edilerek haysiyet kırıcı şartlarda, küçük ve kalabalık hücrelere tıkılıyorlar. Çocuklar, erişkinler ve aileler aynı muameleye maruz kalıyor. İsnat edilen suçları ise, ülkelerinden ayrılıp sınırları aşarken ‘gerekli’ belgelere sahip olmamak.

Yoksulluğun, savaşların, kıyımın ve sefaletin kol gezdiği bu dünyada göç bir suç değil, bir haktır.

Devamını Oku: Kumkapı Misafirhanesine iade-i ziyaret

   

Film gösterimi: 1 Mart "Göçmensiz 24 saat"

Film gösterimi ve söyleşi: 1 Mart "Göçmensiz 24 Saat"

İşte Özgür Dünya (It's a Free World)

Yapım: 2007 - İngiltere 
Süre: 96 dk.
Yönetmen: Ken Loach
Senaryo: Paul Laverty
Oyuncular: Kierston Wareing, Juliet Ellis, Leslaw Zurek, Joe Siffleet, Colin Coughlin, Maggie Russell, Raymond Mearns, Davoud Rastagou

Göçmen işçilik üzerine söyleşi

Konuşmacı: Ayşe Akalın

Devamını Oku: Film gösterimi: 1 Mart "Göçmensiz 24 saat"

   

Forum: Suçlu değil göçmen

Dünyada bir hayalet kol geziyor- göçün hayaleti. Bu tehditle başa çıkabilmek için belgesiz göçmenlerin kapatılması giderek yaygın bir pratik halini alıyor.

Devletler tarafından idari gözetim merkezleri olarak tanımlanan mekanlar, Türkiye’de de misafirhane olarak bilinmekte. Bu kapatılma mekanlarının hem Türkiye’de hem de Avrupa’nın kalanında çoğalmaları, göç yönetimi politikalarının inşa ve şekillenmelerinin bir emaresi.  Göçmenler sessiz bir savaşın kurbanları. Suçlu ilan edilmiş, alıkonulmuş ve görünmez kılınmış, sınırları aşma çabalarının sıklıkla ölüme yoldaş olduğu bir haldeler. Sözde yasadışı göçle mücadele olarak adlandırılan şey, aslında bir cephesinde devletler, kolluk kuvvetleri, özel kuvvetler (FRONTEX gibi), sınırlar, silahlar, kanun ve hapis, beride ise sade insanların olduğu bir savaştan ibaret. Nijeryalı göçmen Festus Okey’in yakın tarihli ölümü bu savaşı ete kemiğe büründüren örneklerden sadece biri. AB, sınır ülkelerinden biri olan Türkiye'ye bu savaşa katılması için yoğun baskı uyguluyor ve bu işbirliği karşılığında Türkiye AB'den mali yardım alıyor. T.C. devleti de hiç tereddüt etmeden bu sinsi pazarlığın gereklerini yerine getiriyor.

Büyük ölçüde Avrupa Birliği hamiliğinde yürütülmekte olan bu savaşta, göçmenler için kampların ya da Türkiye’de bilinen şekliyle misafirhanelerin kullanılması yürürlükteki araçlardan biri yalnızca. En büyükleri İstanbul-Kumkapı, İzmir ve Kırklareli’nde yer alan bu kapatılma merkezleri her şehirde mevcut. Misafirhane denilen bu mekanlardan bahsederken kapatılmayı vurgulamak önemli. Kapatılma dediğimiz, devlet tarafından örgütlenen ve göçmenlerin hürriyetten alıkonulmaları ile sonuçlanan her tür eylemdir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, göçmenlerin gözaltına alınmadıklarını ve bu misafirhanelere yerleştirilmelerinin, ülkeye girişi ve ülkede bulunmayı düzenleyen kanunlara aykırı davrananların (yani devletin yasadışı göçmen tanımladıklarının) sınırdışı edilmeleri sürecinde bir ara durak olduğunu iddia etmekte.

İçişleri bakanlığının kararıyla gözaltına alınan bu göçmenler, belirlenmiş (yasal) sınırı olmayan, bir aydan bir yıla hatta daha fazlasına uzayan sürelerde sınırdışı edilmekle serbest bırakılmak arasındaki sarkaçta tutulmakta.  Niçin tutuklandıkları hakkında bilgilendirilmeyen, ne kadar zaman için kapatılacaklarını bilmeyen, hukuki yardım ve temel sağlık hizmetlerine erişim imkanları bulunmayan bu insanlar, T.C. anayasasında ve uluslararası belgelerde mevcut olan tüm haklardan da mahrumlar.

Suçlu kabul edilerek, haysiyet kırıcı şartlarda, küçük ve kalabalık hücrelere tıkılmaktalar.  Çocuklar, erişkinler ve aileler aynı muameleye maruz kalmakta. İsnat edilen suçları ise, ülkelerinden ayrılıp sınırları aşarken ‘gerekli’ belgelere sahip olmamaları.

Göç bir haktır. Biliyoruz ki, yaşadığımız dünyada en temel insan hakları, devletler tarafından sadece “vatandaşlık hakkı” şemsiyesi altına girebildiği ölçüde tanınıyor. Oysa göç hakkı, tanımı gereği çoğu kez devletlerin ve dolayısıyla vatandaşlık kavramının sınırlarını aşan bir eylemi tarif etmektedir. Bu nedenle de devletler kendi egemenlik alanlarının sınırlarını aşarak vücud bulan bu hakkı sıklıkla suç olarak nitelemeye çalışmaktalar. Bu büyük bir zorbalıktır.

Devamını Oku: Forum: Suçlu değil göçmen

   

Göçmen Dayanışma Ağı çağrı metni

Size bir teklifimiz var. Hemen simdi küçük bir çanta hazırlayın, bu gece yola çıkıyorsunuz ve sevdiklerinizi, akrabalarınızı, evinizi, arkadaşlarınızı, içinde doğup büyüdüğünüz her şeyi belki de bir daha hiç görmemek üzere geride bırakacaksınız. Nereye mi? Eğer hayatta kalmayı başarabilirseniz, sizi kabul etmek istemeyen, aşağılayan, dışlayan bir hayata sığınmaya; belki de son durağı hiç olamayacak karanlık bir yolculuğa.

Şu anda dünya üzerinde bu ürkütücü yolculuğa çıkmış, çocuklar da dahil milyonlarca göçmen var. Kimisi savaşlar nedeniyle, kimisi devlet teröründen kaçmak için, kimisi hayatta kalabilmek için, kimisi daha iyi bir yasam için, kimisi de sadece gitmek için düşüyor bu yola…

Göçmenler surlarını yükseltip silahlarla donatan, sınırlarında göçmenlere savaş açan ülkelere ulaşmaya çalışıyorlar, ya da kendi ülkelerinde zorla yerlerinden ediliyorlar. Türkiye de bu ülkelerden biri ve bu uzun yolculuğun bir parçası. Bazıları için Avrupa’ya giden yolda bir durak yeri, bazıları için zulümden kaçıp geldikleri bir sığınak, bazıları için ise kendilerine yeni bir yasam kurmaya çalıştıkları bir memleket.

Biz, Göçmen Dayanışma Ağı olarak bu yolculuğa ister sınırların dışından, ister içinden başlamış olsun, bütün göçmenlerin hem devlet, hem de toplumun çoğunluğu tarafından büyük bir ayrımcılığa maruz bırakıldığını düşünüyoruz. Göçmenlerin barınma, çalışma, sağlık, eğitim haklarının, seyahat özgürlüklerinin hiçe sayılmasını, potansiyel suçlu muamelesi görmelerini kabul etmiyoruz. Biz bu hakların sadece toplumun belli bir kesimine tanınan ayrıcalıklar değil, vatandaş olsun olmasın, uyruğu, etnik kökeni, politik görüsü, dini inancı, toplumsal cinsiyeti, cinsel yönelimi ve yası ne olursa olsun “kağıtlı”, “kağıtsız” herkese ait olduğuna inanıyoruz. Bizler, hemen yanı basımızda sessiz bir işbirliği ile devam eden bu ayrımcılığın ve zulmün suç ortağı olmak istemiyoruz. Göçmenlere dayatılan koşulları kabul edilemez buluyor, aşağılanmalarına, dışlanmalarına, “misafirhane” adı verilen yerlerde zorla alıkonulmalarına, ikamet haracı ödemek zorunda bırakılmalarına, açlığa, hastalığa mahkum edilmelerine ve zorla ülkelerine (belki de ölüme) geri gönderilmelerine göz yummuyoruz.

Devamını Oku: Göçmen Dayanışma Ağı çağrı metni

   
Facebook'ta paylaş

gocmenhaklari